Sevgili Okur, Sabah 6.30. Bu satırları kaleme alıyorum. Rüzgâr ara ara korku melodisi gibi konuşuyor; gökyüzünde yıldızlar, soğuk hava insanı kendine getiriyor. Yazıya başka bir giriş yapmıştım ama sildim. Yeniden yazıyorum.

Uzun zaman sonra bir kitabı bitiremedim. Bana dokunmayan yerleri oldu. Her kitap emektir, saygım var; ama bazen emek yetmiyor. Derneğimizde yazar kardeşim Mustafa Ali Yurdupak ile sohbetlerimizde bu konuya sık geliriz. Bu çağda yazmak sabır istiyor. Okumak da öyle.

Bitiremediğim kitaptan sonra iki kitap arasında kaldım: Emre Kongar’ın Atatürk Üzerine ve Ferhan Şensoy’un İngilizce Bilmeden Hepinizi I Love You! O gün ruh halim Ferhan Şensoy’u kaldırabilecekti. İyi ki öyle yapmışım; çok güldüm.

Gelelim bitiremediğim kitaba. Kulüp Asamblemizde konuşmacı olacak Okan Bayülgen’in bir sözü var: “Bırakın kişisel gelişim kitaplarını, kişisel olarak gelişmiş kişilerin kitaplarını okuyun.”

Ben de son yıllarda bunu yapıyorum. Bitiremediğim kitapta emek vardı ama sayfalar arasında fazla başarı hikâyesi, az yaşanmışlık gördüm. İnsan istiyor ki yazan, ter kokusunu da koysun satıra.

2007’de Denizli Pamukkale Üniversitesi’nde bina otomasyon sistemi kuruyoruz. İki kişiyiz. İki senelik deneyimim var, arkadaşımın da öyle. Firma bizden insanüstü tempo istedi. Teslim tarihinde bitmesi matematiksel olarak mümkün değildi. “Çıpayı atalım, personel yapar” mantığıyla ilerlediler. Plan yok. Program yok. “İş alınsın, çözen olur” anlayışı vardı. Bitmedi.

İşi tamamladık ama sistem çöktü. Yanımdaki arkadaş o yolculukta ayrıldı. Ben bir yıl sonra ayrıldım. On yıl geçmeden firma o departmanı kapattı. Sorun insan değildi. Sorun sistemdi. Ama daha derini şu: Sistem dediğimiz şey de insanın karakterinden ibaretti. Yıllar içinde şunu gördüm: Personeline güvenmeyen yönetici, aslında kendine güvenmiyordur.

İstanbul’da bir fuarda şirket sahibinin şu cümlesini duydum: “Merkezden uzak çalışanları iyi kontrol etmek lazım.” Kötü niyetli değildi belki. Ama korkuyordu. Korkan yönetici kontrol eder. Güvenen yönetici sorumluluk verir. Bugün büyük olan firmalara bakıyorum. Ortak özellikleri şu: İnsanını ezerek değil, büyüterek ilerlemişler. Personel çalıştırmak bir sanat değildir.

Sanat, ego ister. Yönetmek ise karakter. Karakteri olmayan yönetici, en yetenekli insanı bile kaybeder. Karakteri olan yönetici ise sıradan bir insanla bile güçlü işler çıkarır. İnsan kaybeden şirketler aslında insanı değil, liderliğini kaybeder.

Ve şunu net gördüm: İnsanını kontrol ederek büyüyen şirket yok. Korkuyla yönetilen ekipten büyük iş çıkmaz.

Mesele sanat değil. Mesele güvenebilecek kadar güçlü bir karaktere sahip olup olmamak.
Sağlıcakla.