Bazı evlerde bayram sabahı sadece tekbir sesi yükselir…
Bazı evlerdeyse o sabah, aylar sonra ilk kez et kokusu yayılır.
Bir çocuk düşün…
Marketin önünden geçerken cama bakıp içeri giremeyen…
Kasabın önünde annesinin elini daha sıkı tutan…
“Anne biz hiç et almayacak mıyız?” diye sorup cevap alamayan…
İşte kurban, tam da o çocuğun boğazında düğümlenen cümlenin adıdır bazen.
Çünkü kurban, kelime anlamıyla "yakınlaşmak" demektir.
Sadece Yaradan’a değil; kulun kula, zenginin fakire, kalbin kalbe yakınlaşmasıdır.
"İnsanoğulları birbirinin uzvudur. Çünkü aynı cevherden yaratılmışlardır. Bir uzuvda sızı olunca, diğerlerinde huzur kalmaz. Başkalarının dertleriyle kederlenmiyorsan, sana 'insan' demek yakışmaz."
Sadi-i Şirazi
Kurban sadece bir hayvan kesmek değildir.
Kurban; insanın içindeki kibri kesmesidir.
Bencilliği boğazlamasıdır.
“Ben tok oldum” diyerek unuttuğu sofraları yeniden hatırlaması, yanı başındaki komşusunun kapısını çalmasıdır.
Bugün birçok insan kurbanı sadece ete indirgedi.
Kilosunu konuşuyoruz…
Kaç hisse olduğunu konuşuyoruz…
Derin dondurucuya kaç paket sığacağını konuşuyoruz…
Butlar, antrikotlar pay ediliyor; dondurucularda yer açılıyor.
Ama kimse, o etin hiç girmediği evlerin sessizliğini konuşmuyor.
Oysa bir mahallede çocuklardan biri bayram sabahı et kokusuyla uyanırken, başka bir çocuk yalnızca komşudan gelecek o poşetin yolunu gözlüyorsa… orada mesele artık sadece bir ibadet değil, insanlık ve vicdan meselesidir.
"Yeryüzünde bir tek aç çocuk kaldığı sürece, her türlü mülkiyet haramdır ve hırsızlıktır."
Jean-Paul Sartre
İslam’ın anlattığı kurban…
Paylaşmak…
Kardeşinin derdiyle dertlenmek…
Bir insanın açlığını kendi tokluğundan daha önemli görebilmek…
Çünkü Allah’a ulaşan ne kandır ne ettir.
Allah’a ulaşan tek şey; insanın kalbidir, niyeti ve merhametidir.
Kurbanın özü, buzluğu doldurmak değil; mahalledeki o boş tencereyi kaynatabilmektir.
Bir düşün…
Kimi insanlar kurban etini nasıl saklayacağını düşünüyor…
Kimileri ise o gün çocuklarına bir lokma et yedirebilecek mi diye sabaha kadar uyuyamıyor.
Belki de bu yüzden bazı sofralarda et pişer…
Bazı sofralarda ise yalnızca sabır.
Bir evin derin dondurucusu dolarken, başka bir evin çocuğu hala ekmeği suya banıp karnını doyuruyorsa… orada gerçekten herkes bayram yapabiliyor mudur?
Kurban; gösterişin değil, sessiz paylaşımın ibadetidir.
Sağ elin verdiğini sol elin görmediği, incitmeden, mahcup etmeden uzatılan bir eldir.
Çünkü bazen bir çocuğun tabağına düşen küçücük bir et parçası… bir insanın bütün dualarından daha ağır gelir göğe.
Paylaştıkça bereket artar derler…
Belki de bereket, etin kendisinde değil; bir yetimin yüzünde oluşan o küçücük, dünyalara bedel gülümsemededir. O gülümseme, yeryüzünün en güzel bayramıdır.
Kurban sadece kesilen değil, Hz. İbrahim misali en sevdiğinden, nefsinden vazgeçebilendir.
Kimi malından verir…
Kimi nefsinden…
Ama en kıymetli kurban, insanın içindeki merhametsizliği kesip attığı, yerine sevgiyi ve paylaşmayı koyabildiği gündür.
İşte o gün, o mahalledeki tüm çocuklar aynı neşeyle uyanır ve bayram, gerçekten bayram olur.
SONSÖZ
Nihayetinde bıçak taşa da vurur, ete de değer; geçer gider... Fakat vicdana değmeyen hiçbir kurban, ruhu Allah’a ulaştıran bir köprü olamaz. Bu bayram cebimizdeki hisseleri değil, kalbimizdeki sevgiyi bölüşelim. Çünkü dondurucuları dolduran etler bu dünyada kalacak; ancak bir çocuğun tebessümüne vesile olan o sessiz ikramlar, bizimle birlikte sonsuzluğa taşınacaktır.
Gerçek bayram, hiç kimsenin geride bırakılmadığı bayramdır.
Kurbanın özü yakınlaşmak, paylaşmak ve kalpleri bir etmektir. Sevgiyi, lokmamızı ve huzuru bölüştüğümüz; kırgınlıkların geride kaldığı merhamet dolu bir bayram dilerim. Bayramınız mübarek olsun.