“Cennet annelerin ayakları altındadır.” Hz.Muhammed

İnsan bu cümlenin gerçek ağırlığını büyümeden anlayamıyor… Çocukken anne sevgisini hayatın doğal düzeni sanıyoruz. Sofraya oturduğumuzda yemeğin hazır oluşunu, gece üstümüzün örtülmesini, hastalandığımızda sabaha kadar başımızda bekleyen o yorgun gözleri sıradan zannediyoruz.

Oysa yıllar geçtikçe fark ediyor insan… Bir anne, aslında bir evin kalbiymiş. Bir insanın dünyadaki ilk huzuru, ilk güveni, ilk duasıymış. Hayat insana herkesi tanıtıyor ama en saf sevgiyi sadece anne öğretiyor.

Çünkü insan dünyaya geldiğinde önce bir yüzü değil, bir merhameti tanıyor. Daha gözlerini tam açmadan bir kalbin ritmini ezberliyor. Bir insanın ilk evi duvarlar değil; annesinin sesi oluyor. İlk vatanı onun kucağı…

Bu yüzden insan kaç yaşına gelirse gelsin, canı yandığında içinde hep aynı çocuk uyanıyor; Annesine sarılmak isteyen o küçük çocuk…

Anne…

Gece herkes uyurken sessizce ayakta kalan kişidir. Ateşlenen evladının başında sabaha kadar beklerken kendi yorgunluğunu unutandır.
Çocuğu üşümesin diye üstünü örterken kendisi soğuğa razı olandır.

“Ben iyiyim.” deyip ağrısını içine gömendir.

Çünkü anneler çoğu zaman acılarını anlatmaz.
Sadece susar… Ama bir anne susuyorsa bilin ki içinde binlerce kırık cümle dolaşıyordur. Bazı cümleler vardır… Çocukken sıradan gelir insana. Hatta bazen fazla söylenmiş, fazla tekrar edilmiş gibi gelir.

“Üşütürsün.”
“Terli terli su içme.”
“Atletini giy.”
“Aç yatma.”
“Hızlı sallanma, düşersin.”
“Canın mı sıkkın senin?”

O zamanlar bunların sadece birer laf olduğunu sanırdık. Meğer bir annenin sevgisiymiş… Ama herkes sevgisini aynı şekilde söyleyemezmiş.

Bazı anneler “Seni seviyorum.” demezdi belki…
Ama sofrada en büyük köfteyi tabağına koyardı. Gece üstünü örterdi sessizce. Sen uyurken saçını okşardı. Hasta olunca sabaha kadar uyumazdı. Yorgun olduğunu senden önce yüzünden anlardı.

Çünkü anne sevgisi bazen kelime değil, dikkat olurdu. Bazen azar gibi duran bir endişe… Bazen insanın peşinden koşan görünmez bir dua…

Dünyanın en güçlü insanlarını anlatırlar hep…
Kralları, liderleri, komutanları, kahramanları…

Oysa dünyanın gerçek kahramanları çoğu zaman mutfakta sessizce ağlayan kadınlardır.
Evladının önünde güçlü durmaya çalışan ama geceleri yastığa başını koyunca sessizce çözülen anneler…

Çünkü anne olmak biraz da kendinden eksilip başkasını tamamlamaktır. Kendi uykusundan, kendi gençliğinden, kendi hayatından sessizce vazgeçmektir. Bir çocuğun gülüşüne ömür yatırmaktır.

Bir anne, evladı gülsün diye farkında olmadan kendi ömründen verir. Saçlarına düşen beyazların içinde biraz uykusuzluk vardır. Ellerindeki çizgiler sadece yaş değil; emek, sabır ve fedakarlıktır.

Belki bu yüzden hiçbir hediye bir annenin hakkını ödemeye yetmez. Çünkü annelik bir güne sığmaz. Bir ömre bile zor sığar.

Şimdi büyüdük…

Kendi hayatımıza yetişmeye çalışıyoruz. Kalabalıkların içinde yoruluyor, dünyanın yükünü sırtımızda taşıyoruz. Ama ne garip… Kaç yaşına gelirsek gelelim, içimizde hala annemizin sesi yaşıyor.

Soğukta montunu ilikleyen yine onun sesi.
Gece geç kalınca içini huzursuz eden yine onun sesi. Bir yere varınca telefonu eline attıran yine onun sesi…

Ve dünyanın en sıcak cümlesi hala aynı;

“Eve varınca beni ara.”

Çünkü o cümlede sadece merak yoktur. Orada uykusuz bekleyen bir yürek vardır. “Bir şey olmasın…” diye sessizce edilen dualar vardır. Senin nefesini kendi nefesi gibi taşıyan bir anne vardır.

İnsan büyüyünce anlıyor…
Anneler sevgiyi yüksek sesle değil, hayatın içine gizleyerek konuşuyormuş.

“Yedin mi?” derken sevgisini soruyormuş.
“Üşüme.” derken ömrünü koruyormuş.
“Dikkat et.” derken kalbini emanet ediyormuş.

“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar…” demişler.

Çünkü dünyada karşılık beklemeden seven çok az yürek vardır. Ve onların en başında anne gelir.

Herkes gider bazen…
Dost gider.
Zaman gider.
Güç gider.
İnsan yorulur.
Hayat kırar.

Ama anne…
Herkesten sonra bile beklemeye devam eder.

İnsan yenildiğinde bile onun duasına tutunur.
Çünkü bazı dualar vardır; göğe daha hızlı ulaşır.

Anne duası gibi…

Bir evde anne varsa, o ev hala yuvadır. Çayın tadında, sofranın sıcaklığında, perdelerin kokusunda hep ondan bir parça vardır.

Anne gidince sadece bir insan eksilmez…
Evin sesi eksilir.
Işığı eksilir.
Huzuru eksilir.

Ve insan bunu bazen çok geç anlar.

Bir sabah telefon çalmaz mesela… Kimse “Yanına hırka al.” demez. Kimse yüzüne bakıp “Bir şeyin var senin.” diye anlayamaz seni.

İşte insan o zaman fark eder…

Anne dediğin şey sadece bir insan değilmiş.
İnsanın dünyadaki en güvenli yeriymiş.

Belki bugün hala hayattadır annen.
Belki şu an başka bir odada oturuyordur.
Belki seni düşünüyordur yine fark ettirmeden.
Belki hâlâ sen aç mısın diye merak ediyordur.

Git sarıl ona.
Durup dururken sarıl.

Çünkü bazı sevgiler geç kalınca insanın içinde ömür boyu sızlıyor.

Peki…
Annen sana en son ne zaman “Dikkat et.” dedi?
Peki sen ona en son ne zaman “İyi ki benim annemsin…” dedin?

Çünkü anne sevgisi anlatılmaz…
Hissedilir.

Belki de bu yüzden dünyadaki en güzel kelime hep aynı kelimedir.

Anne…

Ve bazı insanların cenneti her daim annesinin sesinde saklıdır…

SONSÖZ
İnsan bu hayatta birçok şeyi geç anlıyor…
Bazı değerleri yokluğuyla tanıyor.

Anne de biraz böyle…

Çocukken her şeyi annesinin zaten yapacağını sanıyor insan. Yemeğin sofraya gelişini… Gece üstünün örtülmesini… Hastayken başında bekleyen o sessiz sabahları…

Sıradan zannediyor.

Oysa büyüdükçe fark ediyor insan. Dünyada kimse bir anne gibi sevmiyor.

Çünkü anne sevgisi; çıkarla kirlenmeyen en temiz sevgilerden biri. Sen düşsen de yanında kalan… Herkes giderken bekleyen… Kırılsan bile sana kıyamayan bir yürek…

Belki bu yüzden insan kaç yaşına gelirse gelsin, içinde hep annesine seslenen bir çocuk taşıyor.

Hayat yorunca…
Dünya sertleşince…
İnsan kalabalıkların içinde bile yalnız hissedince…
İçinden geçen ilk şey yine aynı oluyor;

“Anne…”

Ve bir gün herkes büyüyor… Ama annesinin yanında her zaman çocuk kaldığını fark ederek…

Bu yüzden bugün annesi hayatta olanlar, sesini biraz daha uzun dinlesin. Elini biraz daha sıkı tutsun. Çünkü bazı insanlar gidince sadece bir insan gitmez… Bir evin huzuru gider.
Bir ömrün duası gider. İnsanın içindeki en güvenli yer eksilir.

Ve bazı yoklukların tarifi yoktur…

Anne yokluğu gibi.

Çünkü dünyadaki en güzel kelime sadece bir kelime değildir; bir sığınak, bir merhamet, bir ömürdür.

“Anne”