“Bir toplum, utanmayı kaybettiği gün çöküşünü fark etmeden yaşamaya başlar.”
Alexis de Tocqueville
Öyle sıradan bir kitap değil… Bu çağın susturulan gerçeklerini, kaybolan vicdanını, gözyaşlarını ve insanlığın çaresizlik içinde sessiz çöküşünü geleceğe taşıyan bir kitap…
Çünkü bazı dönemler vardır; insanlar sadece yoksullaşmaz. Aynı zamanda merhamet eksilir, edep küçülür, ar duygusu silinmeye başlar. Ve bir toplumun gerçek çöküşü de tam orada başlar. Eskiden insanlar yanlış yapınca hicap duyardı.
Şimdi bazıları yalnızca yakalanmaktan korkuyor. Bir zamanlar birinin ahını almak insanın uykusunu kaçırırdı. Bugün ise insanların gözyaşları bile bazı kalplere dokunmuyor.
Çünkü yüzü kızarmayanların çoğaldığı bir çağdan geçiyoruz. Bir çocuk ağlıyor bugün… Ama oyuncak istediği için değil; çalınan çocukluğu ve eksilen geleceği için. Bir anne, evladına “Bugün de idare et” derken aslında kendi yüreğinden bir parçayı susturuyor.
Bir baba ise cebindeki boşluk yüzünden değil; çocuğunun gözlerine umutla bakamadığı için geceleri sessizce yıkılıyor.
Ve dünyanın en ağır yükü bazen açlık değil; insanın kendi çaresizliği karşısında ezilmesi oluyor. Ama asıl yüzü kızarması gerekenler çoğu zaman susuyor. İnsanların hakkını yiyip gülümseyenler…
Bir çocuğun hayallerini çalıp başarı hikayesi anlatanlar… Kendi çıkarı için başkalarının hayatını karartanlar…
İnsan en çok buna şaşırıyor. Çünkü insanı insan yapan şey; sadece iyilik değil, yanlış karşısında hissedilen vicdani sızıdır.
Bir hata yaptığında başını eğebiliyorsan, içinde hala temiz bir yer var demektir. Bugün dünya büyük bir gürültünün içinde yaşıyor.
Bağıranlar çoğaldı, vicdanın sesi kısıldı. Merhamet zayıflık sayıldı. İnsanlar iyi olmaya değil, iyi görünmeye çalıştı. Sadakat küçümsendi, aldatmak sıradanlaştırıldı. Bir zamanlar insanı insan yapan “ayıp” duygusu, ortadan kalktı. Yuva yıkanlar alkışlandı; ama dağılan her evin içinde sessizce kırılan anneler çocuklar vardı.
Sessizleşen değerlerin yerini yükselen gürültü aldı; düşünmenin yerini tepki, anlamanın yerini yargı, sabrın yerini öfke doldurdu. İnsan ilişkileri giderek bir “tüketim alanına” dönüştü; duygular hızlı yaşanıp hızlı terk edilir hale gelirken, bağlılık yerini geçiciliğe bıraktı. En tehlikelisi ise, bütün bu dönüşümün olağanlaştırılması oldu; yanlış olanın normal, normal olanın ise “naiflik” diye küçümsenmesiyle birlikte toplum kendi iç pusulasını kaybetti.
Çocukların gözünde belirsizlik büyürken, yetişkinler kendi suskunluklarına alıştı; kimse yüksek sesle itiraz etmediği için yanlışlar daha da kök saldı. Ve böylece çürüme, tek bir olayın değil, her gün biraz daha ertelenen vicdanın birikimi haline geldi.
Ahlaksızlık özgürlük, edepsizlik cesaret gibi gösterildi. Ve insanlık, etik sorumluluğunu kaybettikçe biraz daha eksildi.
Belki de tam bu yüzden bir kitap yazmalı…
Fatmalar okusun diye… Ahmetler, Ayşeler, Berenler, Berkaylar yıllar sonra gerçeği bilsin diye…
Kim gerçekten insanmış öğrensinler. Kim kötülüğü alkışlamış görsünler. Kim bir yarayı sarmış, kim o yarayı büyütmüş anlasınlar.
Çünkü gelecek sadece parlatılmış başarı hikayelerini değil; insanların birbirine nasıl davrandığını da bilmeli. Bir çocuk yıllar sonra o kitabı okuyup şöyle diyebilmeli.
“Demek ki her yer karanlıkken bile insan kalabilenler varmış…”
Ve başka bir sayfada şunu hissedebilmeli;
“Demek ki bazıları kendi çıkarı için insanların hayatını karartmış…”
Çünkü yeryüzünde aslında iki çeşit insan var. Vicdanını kaybetmeyenler… Ve kendi çıkarı için başkalarının umutlarını tüketenler…
Bir toplumun gerçek çöküşü ekonomiyle başlamaz. Asıl çöküş; insanların yüzünün kızarmadığı gün başlar. Edep yalnız kaldığında adalet yorulur. Merhamet küçüldüğünde zulüm büyür. İnsanlar birbirinin acısına alıştığında ise insanlık sessizce kaybeder.
Bu yüzden bazı yazılar okunmak için değil, yüzleşmek için yazılır.
Çünkü bazı gerçekler insanın aklında değil; vicdanında yankılanır.
İnsan bazen hata yapar. Ama insanı insan yapan, hala hicap duyabiliyor olmasıdır.
Çünkü ar duygusu; vicdanın tamamen ölmediğinin son işaretidir.
Bugün dünya daha hızlı, daha gürültülü ve daha acımasız olabilir. Merhamet geri çekilmiş, çıkar öne geçmiş olabilir.
Ama hala; bir çocuğun gözyaşında sarsılanlar varsa, bir haksızlık karşısında içi daralanlar varsa, “Bu doğru değil” diyebilen insanlar yaşıyorsa…
İnsanlık bitmemiştir.
Çünkü dünya kötülük yapanlarla değil; kötülüğe rağmen insan kalabilenlerle ayakta durur.
SONSÖZ
Ve bir gün… Bugünün çocukları bu satırları okuduğunda şunu anlayacak.
“Bazıları karanlığı büyüttü. Ama bazıları, insanlık ölmesin diye sessizce ışık oldu.”
İşte bu yüzden bazı yazılar okunmaz… Hatırlanır.
Çünkü unutulan her acı, bir gün yeniden yaşanır.
Bu yüzden bir kitap yazmalı. Geleceğe yalnızca bilgi değil; vicdan bırakmalı.