Gazeteci Murat Ağırel “Utanç verici, hukuk bitti”, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır “Cumhuriyet elden gidiyor”, önceki milletvekillerinden Emin Şirin “Herkes öfkesini kontrol etmeli, iletişim kanallarını açık tutmak gerekir. Yeni parti kurulmamalı”, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir “Türkiye bu siyasal darbeye dayanamaz”.

Bu sözler, 24 Mayıs 2026 Pazar akşamı, Sözcü Televizyonunda, Serap Belovacıklı’nın yönettiği bir programda dile getirildi.

Çünkü, kamuoyu araştırmalarında 1.parti durumunda olan Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Merkezi’ne, aynı gün, Ankara Polisi sabahın erken saatlerinde baskın yaptı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, milletvekillerinin büyük çoğunluğu, parti üyeleri ve dostları, Polisin Genel Merkeze girmemesi için şiddetsiz tepkilerle direndiler.

Çağdaş Gazeteciler Derneği de, görevini yapmaya çalışan gazetecilere polisin müdahale ettiğini, görev yapmalarının engellendiğin ve bazılarına hakaret edildiğini açıkladı.

Türkiye’nin ve Dünyanın şaşkınlıkla karşıladığı olayın kökeni şöyle.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde toplanan 38.Olağan Kurultayının iptaline (Mutlak Butlan), Genel Başkan Özgür Özel ve arkadaşlarının görevi bırakmalarına, iptal edilen Kurultayda Genel Başkan olan, ancak Özgür Özel’e karşı seçimi kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının göreve geri dönmelerine karar verdi.

21 Mayıs 2026 tarihinde verilen bu karara tepkilerin olması elbette çok doğal.

Gönüllü çalışmalarında ve yazılarında tepkilerin şiddetsiz ve haklara uygun olmasını, polis ve halk arasında sevgi, dostluk ve güven bağlarının kurulmasını savunan bir insanım. Bu nedenle yargı süreci devam ederken polisin müdahalesini ve AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) mensuplarının CHP Genel Merkezi’nin kapılarının kırılması için kullanılmasını, Genel Merkez önünün biber gazı dumanları ile kaplanmasını, Genel Merkeze zor kullanılarak (şiddet) girilmesini, bina içi ve dışının zarar görmesini, bir anlamda sanki savaş olmuş gibi ortalığın karma karışık hale getirilmesini televizyonlardan derin bir kaygı ve utanç duyarak izledim. Yine gönüllü çalışmalarımda ve yazılarımda sıkça dillendirdiğim “Türkiye Evimiz, Üstünde Yaşayanlar Ailemiz, içinde şiddet barındırmayan farklılıklar doğal zenginliğimiz” anlayışının, CHP yöneticilerinin tüm çabalarına karşın iletişim yöntemlerinin dışına çıkılarak ve orantısız güç kullanılarak çiğnenmesini, televizyonlardan izlemeyi, yaşantımın en büyük talihsizliklerinden biri olarak karşılıyorum.

20 Mayıs 2026 Çarşamba günü, Gazi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Gülten Aydoğdu Taçoy’un yönetiminde çok başarılı bir anjiyo işlemini yaşadığımdan, gazeteci-yazar olarak CHP’nin şiddete şiddetsiz tepki eylemine katılamadığımdan ve unutulmayacak kadar çok kötü olan görüntülerin içinde veya yakınında yer alamadığımdan dolayı nasıl etkilendiğimi anlatacak kelimeler bulamıyorum.

Hukukçuların çok büyük çoğunluğu, CHP ile ilgili bu kararın yetkisiz bir mahkeme tarafından alındığını, Anayasa maddeleri gereğince Yüksek Seçim Kurulunca onaylanmış genel kurulların başka bir yargı organı tarafından yok sayılamayacağı yönünde açıklamalar yaptılar.

Örnek olarak, Türkiye Barolar Birliği Başkanı, Av. R. Erinç Sağkan ve birçok gönüllü kuruluş temsilcisi, kararın yetkisiz bir mahkeme tarafından alındığını ve hukuka aykırı olduğunu, Özgür Özel’in Genel Başkanlığındaki yönetimi desteklediklerini belirttiler.

Türkiye Cumhuriyeti tarihine, çoğunluk tarihçiler ve yazarlar tarafından asla olumlu kelimelerle yazılmayacak olan 24 Mayıs 2026 tarihindeki bu olayın hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisine hiçbir yarar sağlamayacağını, hatta halkın şiddetsiz tepkisi ve seçim sandıklarına yansıyacak kararı karşısında zarara uğrayacağını düşünüyorum.

Asıl büyük ve etkileri yok edilemez zararı, CHP Genel Merkezi’nin Özgür Özel ve arkadaşları tarafından tahliye edilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğüne başvuran, açıkçası bu görüntülerin oluşacağını öngöremeyen veya her türlü kötü sonuçları göze alan Kemal Kılıçdaroğlu, kendini destekleyen az sayıdaki CHP milletvekili ve parti üyesi büyük oy ve itibar kaybı ile görecekleri kanısındayım.

CHP, bir yılı aşkın süredir bazı yargı organlarının, siyasetçilerin, hukukçuların, gazetecilerin, sendika ve diğer meslek örgütlerinin kıskacı, kuşatması altındadır. Demek ki bu kuşatmada önceki yöneticiler ve bazı milletvekilleri de varmış.

Özgür Özel ve arkadaşları, Türkiye’yi nereye götürmek ve nasıl dönüştürmek istedikleri açıkça belli olan kötülerin yaptıklarına, şiddetsiz yöntemlerle Türkiye’nin, hatta Dünya’nın görmediği “sabırlı, umutlu, başları dik olarak “şiddetsiz tepki ve iletişim” örnekleri ile karşılık vermektedirler. Bu örnek bir savunma yöntemidir ve dürüst tarihçiler bu uygulamayı mutlaka yazacaklardır. İnsan soyu için çok gerekli olan silahsız ve şiddetsiz tepki yöntemleri halktan ve siyasal partilerin çoğunluğundan olumlu karşılık bulmaktadır.

Hatta, Avrupa Birliğine üye ülkeler başta olmak üzere birçok demokratik ülkenin yönetimlerinden de destek açıklamaları gelmektedir. Bu desteklerin, silahsız ve şiddetsiz Dünya, hatta uzay hedefi için anlamlı ve umut taşır nitelikte olduğu bilinmelidir.

Özgür Özel ve tüm üyeler, kendilerine yapılan önerileri çok iyi değerlendirmeli, asla başka bir parti kurmak gereği duymamalıdır. Toplumsal yaşamda siyaset, demokrasi, adalet, sevgi, dostluk ve barış için uzun soluklu sabır ile emek ve zaman gerekir.

Gelecek yazımda, hayranı olduğum ve gurur duyduğum yüreğime uygun olarak, elimden geldiğince, hiçbir kişi ve kuruluşa “iyi insan” anlamına aykırı düşmeyecek, kızgınlık, nefret ve umutsuzluk taşımayacak şekilde bu konuya yine değineceğim.

Haydi, hiçbir iyi insanın şiddet görmediği, ülkemin ve dünyanın hapishanelerinde, karanlık odalarında hiçbir insanın bulunmadığı, kadınların, annelerin, babaların, çocukların ve iyi yürekli insanların acı çekmediği, kan ve gözyaşı dökmediği bir Dünya için her yerde ve her zaman, şiddetsiz yöntemlerle kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…