İnsanların bizi olduğu gibi sevdiğine inanmak istiyoruz. Dostlukların, ilişkilerin, hatta aile bağlarının bunun üzerine kurulduğunu düşünüyoruz. Ama hayat ilerledikçe insan başka bir gerçekle karşılaşıyor. Çoğu zaman insanlar seni değil, senin onlar için ifade ettiğin şeyi seviyor.
Sakin biriysen sakin kalmanı istiyorlar. Hep anlayış gösterdiysen yine anlayış bekliyorlar. Sesini çıkarmadıysan bundan sonra da çıkarmamanı istiyorlar. Çünkü insanlar bir süre sonra seni tanımaktan çok, seninle ilgili bir fikir oluşturmaya başlıyor. Sonra da o fikre alışıyorlar.
Sorun da burada başlıyor.
Bir gün kendi fikrini söylüyorsun. Bir şeye itiraz ediyorsun. Canının yandığını dile getiriyorsun ya da artık istemediğin bir şeye "hayır" diyorsun. Bir bakıyorsun ki seni anlayanlar azalıyor. Çünkü onların sevdiği kişiyle senin gerçek halin aynı kişi olmayabiliyor.
Aslında birçok hayal kırıklığının nedeni de bu. İnsanlar değiştiğimiz için değil, onların kafasındaki yere sığmadığımız için uzaklaşıyor. Oysa değişen çoğu zaman karakterimiz değil. Sadece daha dürüst olmaya başlıyoruz. Daha az rol yapıyoruz. Daha az idare ediyoruz.
Ne garip değil mi? Herkes dürüstlükten bahsediyor ama dürüst bir insanın her zaman hoşlarına giden şeyler söylemesini bekliyor.
Belki de bu yüzden bu kadar yoruluyoruz. Sürekli kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Yanlış anlaşılmamak için cümlelerimizi düzeltiyoruz. Kırılmasınlar diye bazı gerçekleri yutuyoruz. Gitmesinler diye bazı tavizleri normalleştiriyoruz.
Sonra bir gün dönüp bakıyoruz ve şunu fark ediyoruz; başkalarının bizi sevmesi için harcadığımız emek, kendimizi sevmek için harcadığımız emekten daha fazla olmuş.
Oysa insanın herkese uygun bir karakter olması mümkün değil. Herkesin beklentisini karşılaması da mümkün değil. Çünkü hayat, başkalarının yazdığı bir senaryoda figüran olmak için fazla kısa.
Bazen insanların senden uzaklaşması kötü bir şey değildir. Bazen o uzaklık, seni gerçekten kim olduğun için sevenlerle, senden sadece kendi beklentilerine hizmet etmeni isteyenleri ayırır.
Ve insan büyüdükçe şunu öğreniyor:
Seni gerçekten sevenler, değiştiğinde de yanında kalır. Çünkü onlar kafalarındaki kişiyi değil, seni sever.
Diğerleri ise sadece kendi kurdukları hikayenin kahramanını.