“Ne oldu? Süre mi yetmedi?”

“Hayır… Bu kez süre değil. Ömrüm yetmedi.”

Bir sınavın ardından, salon kapılarında bekleyen ailelerine sarılan binlerce çocuğun dilinden dökülen ilk gayriresmi cümle buydu aslında. Kimisi Türkçenin o devasa sayfalarında kayboldu, kimisi matematiği yarım bıraktı, kimisi de son soruyu göremeden elinden kalemi bıraktı. Ama salondan çıkan o yorgun bedenlerde eksik kalan şey, optik formdaki boş soru sayısından çok daha fazlasıydı. Eksik kalan biraz nefesti, biraz umut, biraz da hoyratça çalınmış çocukluk…

Çünkü bu yıl öğrenciler bir sınava değil, adeta kelimelerden örülmüş, sonu görünmeyen uzun bir koridora girdiler. Koridorun duvarlarında devasa paragraflar, kapılarında çelişkiler, köşelerinde ise büyük belirsizlikler vardı. Eskiden sorular sadece bilgi isterdi, şimdi hayatın ta kendisini istiyor. Eskiden formül yeterdi, şimdi derin bir anlam ve analiz gücü gerekiyor.

Bir matematik sorusunun içine koca bir roman saklamışlardı sanki; bir Türkçe sorusunun kalbine fen bilimleri becerisi, sosyal bilgiler sorusunun içine ise ekonomi mantığı yerleştirilmişti. Çocuklardan yalnızca bilmeleri değil; disiplinler arasında mekik dokumaları, gördükleriyle görünmeyeni birleştirmeleri istendi. Bir kelimenin arkasındaki gizli niyeti, bir cümlenin içindeki mantık tuzağını, bir paragrafın sakladığı hakikati bulmaları beklendi. Üstelik bütün bu zihinsel felsefeyi, zamana karşı yarışırken birkaç saat içine sığdırmaları buyruldu.

Piyasada satılan "sihirli hızlı okuma taktikleri", "formül ezberleten etütler" ya da servet dökülen klasik özel dersler bu yüzden bu sınavda duvara tosladı. Çünkü insan zihni mekanik bir hızla değil, anlamla çalışır. Çocuklar seçenekler arasında yoruldu. Bazen dört şık vardı önlerinde ama zihinleri beşinciyi aradı. Bazen doğru cevap şıkta görünüyordu ama vicdana ve mantığa doğru hissettirmiyor, insan cevabı bulsa bile o labirentin içinde kendini kaybediyordu.

Belki de bu yüzden sınavdan çıkan çocukların yüzlerinde yalnızca yorgunluk yoktu; derin, olgun ve sitemkar bir sessizlik vardı. Sanki birkaç saat içinde, o sıralarda zorla büyütülmüşlerdi. Çünkü düşünmek, analiz etmek ve sürekli kararsızlık içinde karar vermek insanı büyütürken yorar.

Fakat bütün bu akademik tartışmaların arasında hatırlanması gereken, sisteme meydan okuyan bir gerçek var. Bir çocuğun değeri, bir sınav sonucundan çok daha büyüktür. Bir optik forma sığmayacak kadar büyük, bir yüzdelik dilime hapsedilemeyecek kadar derin, bir kitapçığın içine sığmayacak kadar insani... Çünkü o sıralarda yalnızca öğrenciler oturmuyordu; bir annenin uykusuz geceleri, bir babanın sessiz duaları, bir öğretmenin göz nuru ve bir çocuğun düşleri vardı orada. Hayaller de sınandı o salonlarda; sabır da, cesaret de...

Sonuçlar açıklanacak, puanlar unutulacak, yüzdelikler zamanla kaybolup gidecek. Ama bugün çocukların kalbinde ve zihninde kalan o direnç duygusu uzun süre silinmeyecek. Bazı sınavlar bilgiyi ölçmez, insanın içindeki dayanıklılığı sınar.

Şimdi tekrar soruyorlar: "Ne oldu? Süre mi yetmedi?"

Hayır. Belki de biz çocuklarımıza yıllarca sadece hazır cevapları öğretip durduk. Ama hayatın, çoğu zaman o hazır cevaplardan değil; karanlıkta yön bulmamızı sağlayan doğru ve cesur sorulardan oluştuğunu onlara yeterince anlatamadık.

Sonuçlar elbet açıklanacak, puanlar sönecek ve yüzdelik dilimler bir sonraki yılın telaşında kaybolup gidecek. Geriye ise sadece o sıralarda tek başına bırakılan çocukların kalbindeki o sitemkar, derin sessizlik kalacak. Biz büyüklere düşen; o körpe zihinleri sadece dört şıkkın arasına sıkışmış birer numara olarak görmeyi artık bırakmaktır. Çünkü çocukluk bir sınav süresine sığdırılamayacak kadar kısa; bir insanın değeri ise hiçbir kitapçığa hapsedilemeyecek kadar büyüktür. Biz onlara yıllarca hep başkalarının bulduğu "hazır cevapları" ezberlettik. Ama hayatın, o ezberlerden değil; insanı karanlıkta bile ayağa kaldıran doğru ve cesur sorulardan oluştuğunu anlatmayı unuttuk.

SONSÖZ

Şimdi o yorgun çocukların gözlerinin içine bakın ve sevgiyle fısıldayın…

"Sen o dört şıkkın sığdıramadığı, bu hayatın en güzel beşinci şıkkısın."