"Ekmeğini taştan çıkarıyor...
" deriz ya bazı insanlar için...
Bu söz öylesine söylenmiş değildir. Çünkü bazı insanlar gerçekten hayatın önlerine koyduğu taşları tek tek kaldırarak yollarını açarlar. Benim çocukluk arkadaşım Cemal de onlardan biriydi.
Bugün hâlâ ne zaman onu düşünsem, aklıma ilk gelen şey çalışkanlığı olur. Bir gün Milli Piyango bileti satardı, ertesi gün başka bir işteydi. Hayat onun için hiçbir zaman hazır sofraya oturmak değildi. Hep koşar, hep mücadele ederdi.
Ankara'nın simgelerinden biri olan Gençlik Parkı, bizim gençliğimizin de en renkli sahnesiydi.
Kimimiz salıncakların sesini, kimimiz gazinonun ışıklarını, kimimiz de göletin kenarındaki yaz akşamlarını hatırlarız.
Ben de bir dönem Gençlik Parkı Gazinosu'nda çalıştım. Ünlü sanatçıları birkaç metre öteden izleme şansımız olurdu ama cebimize giren para neredeyse yoktu.
Yer gösterirdik, bahşiş beklerdik. Bahşiş gelmezse bile "tip" denilen sandığa para bırakmak zorundaydık. Yani para kazanamadığımız günlerde bile para vermeyi başarırdık. O yılların matematiği bugünün ekonomisinden bile daha ilginçti.
Cemal ise parkın başka bir köşesinde çalışıyordu.
Ünlü "Sihirbaz Mahbubi"nin yardımcısıydı.
Sahne arkasında kartları uzatır, mendilleri hazırlardı, kutuları yerine koyardı. Seyirciler gözlerini Mahbub'a dikmişken Cemal, görünmeyen kahraman olarak gösterinin akmasını sağlardı.
Yıllar geçti.
Cemal sadece kutu taşımadı; ustasının bütün oyunlarını da öğrendi.
Akşamları mahalledeki küçük evimizin avlusunda bize gösteriler yapardı. Tavşanımız yoktu ama hayal gücümüz vardı. Şapkamız yoktu ama heyecanımız vardı. İlk seyircileri bizdik.
Bir gün bana döndü: "Gel, " dedi.
"Düğün salonlarında birlikte gösteri yapalım. Sen de asistanım ol. "
Ben de kabul ettim.
Üniversite daha uzaktaydı. Gençtik, cebimiz inceydi ama umutlarımız oldukça kalındı.
Türkiye'nin birçok düğün salonunda sahneye çıktık.
İş bölümü de son derece adildi!
Cemal, sahnede kan ter içinde numaralarını yapıyor, kutuların içine giriyor, çıkıyor, kartları kaybediyor, mendilleri güvercine çeviriyor...
Ben ise teybin başında bekliyordum.
Görevim, tam zamanı gelince müziğin düğmesine basmaktı.
Hepsi buydu.
Ama gösteri bittiğinde ilginç bir durum yaşanıyordu.
Seyircilerin bir kısmı gelip Cemal'e değil bana bakıyordu.
Sanki bütün sihirleri ben yapmışım gibi...
İnsan bazen hiçbir şey yapmadan da alkış alabiliyormuş, bunu o günlerde öğrendim.
Aradan yıllar geçti.
Bugün televizyonları açıyorum.
Meğer sihirbazlık mesleği hiç bitmemiş.
Sadece sahnesi değişmiş.
Eskiden şapkadan tavşan çıkaranlar vardı, şimdi boş kasadan refah çıkaranlar var.
Eskiden mendil kaybolurdu, şimdi verilen sözler...Eskiden iskambil kartları şaşırtırdı, şimdi rakamlar...
Eskiden göz yanılırdı, şimdi zihinler yoruluyor.
Üstelik bugünün sihirbazları alkışı da çok seviyor.
Sahneden hiç inmiyorlar.
Cemal’in yaptığı sihir ise dürüsttü. Seyirci en başından bunun bir gösteri olduğunu biliyordu.
Kimse kandırıldığını düşünmezdi; aksine birkaç dakikalığına çocuk gibi gülümseyerek salondan ayrılırdı.
Asıl tehlikeli sihir, gerçekmiş gibi sunulan illüzyondur.
Çünkü bir ülke, tavşanın şapkadan nasıl çıktığını merak ederek değil; cebindeki paranın nasıl kaybolduğunu sorgulayarak yaşar.
Cemal bugün hâlâ benim gözümde gerçek sihirbazdır.
Çünkü o, insanları eğlendirmek için illüzyon yapıyordu.
Diğerleri ise bazen illüzyonu hayatın ta kendisi sanmamızı istiyor.