Bir önceki yazımızda Türkiye’nin gençlerinin temel sorunlarına değinmiş, MAK Danışmanlık tarafından gerçekleştirilen araştırmanın dikkat çekici sonuçlarını paylaşmıştık. Araştırmanın diğer bulgularını ise ayrı bir yazıda değerlendireceğimizi belirtmiştik. Bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ancak kabul etmek gerekir ki ülkenin gündemi o kadar yoğun ve o kadar hızlı değişiyor ki gençlerin ne düşündüğünü, ne hissettiğini ve gelecekten ne beklediğini konuşmaya fırsat bulamıyoruz. Günlerdir siyasi tartışmaları, parti içi krizleri, hukuki polemikleri ve bölgesel gelişmeleri konuşuyoruz. Fakat bu ülkenin geleceğini şekillendirecek milyonlarca gencin ne yaşadığını, neye özlem duyduğunu ve hangi sorunlarla mücadele ettiğini yeterince tartışmıyoruz.

Oysa aynı ülkede gençler iş bulma kaygısıyla yaşarken, emekliler geçim mücadelesi veriyor, çalışanlar ise yılın başında aldıkları ücretlerin birkaç ay içinde eriyip gittiğine tanıklık ediyor. Hayat pahalılığı sadece ekonomik bir sorun olmaktan çıkıyor; toplumun ruh halini, umutlarını ve geleceğe bakışını da doğrudan etkiliyor.

Bu nedenle gençlerin durumuna ayrıca eğilmek gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca bugünün değil, yarının Türkiye’sidir. Araştırma gençlerin kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda önemli veriler ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 27,5’i kendisini Atatürkçü olarak tanımlarken, yüzde 15,8’i ülkücü, yüzde 12,2’si dindar olduğunu ifade ediyor. Liberal diyenlerin oranı yüzde 3,4, sosyalist-komünist diyenlerin oranı ise yüzde 2,4 seviyesinde kalıyor. Dikkat çekici olan ise gençlerin yüzde 29,6’sının kendisini birden fazla kimlikle tanımlaması oluyor.

Bu tablo bize gençlerin eski kalıplara sıkışmak istemediğini gösteriyor. Yeni kuşaklar, kendilerini tek bir ideolojik etiket altında tanımlamaktan ziyade farklı kimlikleri aynı anda taşıyabilen daha esnek bir anlayış geliştiriyor. Toplum değiştikçe bireyin kendisini ifade etme biçimi de değişiyor.
Benzer bir durum modernlik ve geleneksellik konusunda da ortaya çıkıyor. Kendisini gelenekçi olarak tanımlayanların oranı yüzde 16,3 olurken, modern olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 23,2’ye ulaşıyor. Ancak en dikkat çekici sonuç yüzde 47,7 ile “duruma göre değişir” cevabı oluyor.

Bu sonuç aslında gençlerin ideolojik kutuplardan çok pragmatik bir yaklaşım geliştirdiğini gösteriyor. Hayatın farklı alanlarında farklı tercihler yapabiliyorlar. Gelenek ile modernlik arasında kesin çizgiler çekmek yerine, kendi yaşam pratiklerine uygun bir denge kurmaya çalışıyorlar.
Araştırmanın en çarpıcı bölümlerinden biri ise mutluluk başlığında ortaya çıkıyor.

Gençlerin yüzde 23’ü hiç mutlu olmadığını söylerken, yüzde 27,5’i mutlu olmadığını ifade ediyor. Buna karşılık mutlu veya çok mutlu olduğunu belirtenlerin toplam oranı yüzde 30’larda kalıyor.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’de her iki gençten biri mutsuz olduğunu söylüyor.

Bu tablo üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekiyor. Çünkü gençlik dönemleri normal şartlarda hayallerin, enerjinin ve umutların en yoğun yaşandığı yıllar olarak kabul edilir. Eğer gençler hayatlarının en üretken dönemlerinde mutsuzluk hissediyorsa burada yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun vardır.

Nitekim “Mutlu olmak için öncelikle neye sahip olmak gerekir?” sorusuna verilen cevaplar da bunu doğruluyor. Yüzde 26,2 ile ilk sırada para yer alıyor. Statü ve kariyer yüzde 16,6 ile ikinci sırada bulunurken, aşk yüzde 15, maneviyat yüzde 12,4 ve aile yüzde 11,3 seviyesinde kalıyor.

Bu sonuçlar ekonomik güvencenin gençlerin gözünde artık temel bir ihtiyaç haline geldiğini gösteriyor. Çünkü gelecek kaygısı yaşayan, iş bulamayan, ev sahibi olamayacağını düşünen ve bağımsız bir yaşam kurmakta zorlanan bir gençlik için para yalnızca bir araç değil, aynı zamanda güven duygusunun da karşılığı haline geliyor.

Araştırmada dikkat çeken bir başka sonuç ise arkadaş tercihleri konusunda ortaya çıkıyor. Gençlerin yüzde 88,7’si arkadaş seçerken kişinin farklı bir din, mezhep veya siyasi görüşten olmasının önemli olmadığını söylüyor.

Bu sonuç son derece önemli.

Çünkü siyaset dünyasında sürekli kutuplaşma üretilirken gençler günlük hayatlarında bu ayrımları büyük ölçüde aşmış görünüyor. Yetişkinlerin birbirine duvar ördüğü birçok konuda gençler çok daha doğal ve kapsayıcı bir ilişki kurabiliyor. Bu durum Türkiye adına umut veren sonuçlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Peki gençler siyasetle ne kadar ilgileniyor?

Araştırmaya göre gençlerin yüzde 60,6’sı siyaseti zaman zaman takip ettiğini söylerken, yüzde 14,1’i her zaman ilgilendiğini belirtiyor. Yüzde 19’luk bir kesim ise siyasete ilgi duymadığını ifade ediyor.

Asıl dikkat çekici sonuç ise başka bir soruda ortaya çıkıyor. “Mevcut siyasi partiler gençlerin sorunlarına çözüm üretebiliyor mu?” sorusuna gençlerin yüzde 77,9’u “hayır” cevabını veriyor.
Bu oran başlı başına bir siyasi uyarı niteliği taşıyor.

Çünkü gençler siyasetten tamamen kopmuş değil. Aksine ülke meselelerini takip ediyorlar. Ancak mevcut siyasal yapıların kendi sorunlarını anlamadığını ve çözüm üretmediğini düşünüyorlar.

Araştırmanın belki de en önemli sorusu ise şu oluyor: “Eğer ülkeyi siz yönetiyor olsaydınız öncelikli olarak hangi sorunu çözerdiniz?”

Gençlerin yüzde 46,7’si işsizlik ve istihdam cevabını veriyor. Hayat pahalılığı yüzde 8,8 ile ikinci sırada yer alırken, adalet yüzde 7,6 ile üçüncü sıraya yerleşiyor. Eğitim, dış politika ve terör gibi başlıklar ise daha gerilerde kalıyor.

Bu sonuçlar gençlerin önceliklerini açık biçimde ortaya koyuyor. Gençler öncelikle iş istiyor, gelecek güvencesi istiyor ve adalet talep ediyor.
Aslında talepler oldukça basit. Torpilin olmadığı, liyakatin esas alındığı, emeğin karşılığının verildiği, hukukun herkese eşit uygulandığı bir ülke istiyorlar. Çevreye duyarlı, özgürlükleri genişleten, insan onurunu merkeze alan bir yönetim anlayışı talep ediyorlar.

Özetle; MAK Danışmanlığın araştırması yalnızca sekiz bin kişinin verdiği cevaplardan oluşan sıradan bir anket değil. Bu çalışma aynı zamanda Türkiye’nin geleceğine ilişkin güçlü mesajlar içeriyor. Gençler bu ülkenin geleceği olarak görülüyorsa, onların sesine kulak vermek de bir tercih değil zorunluluktur.

Çünkü milyonlarca genç aynı şeyi söylüyor:

Mevcut sorunları görüyoruz, geleceğe ilişkin kaygılar taşıyoruz ve artık çözüm bekliyoruz.