Geçim krizi artık öyle boyutlara ulaştı ki, artık vatandaş ne kadar borçlu ise patronlarda o kadar borçlu. Bunun belirgin göstergelerini geçtiğimiz günlerde sizlerle paylaşmıştık. Açılan ve kapanan şirket sayılarındaki gerileme ile birlikte esnaflarda da kepenk indiren sayısı rekor düzeylere ulaşmış durumda.
BDDK’nın verilerine göre, bu yılın beş aylık döneminde takipteki kurumsal kredi kartlarının tutarı adeta füze hızıyla yükselişe geçmiş durumda.
Ocak ayında 22.6 milyar lira olan takipteki kurumsal kredi kartları, şubatta 23.8, martta 25.5, nisanda 27.1 ve mayıs ayında da 28.7 milyar lira düzeyine ulaşmış. Yıllık olarak değerlendirildiğinde ise oran yüzde 119’a yüklemiş.
Patronlarda durum böyleyken, takipteki bireysel kredi kartlarında da yani vatandaşların kullandığı şahsi kartlarda da sıkıntı her geçen gün büyüyor. Ocakta 135.3 milyar lira olan takipteki bireysel kredi kartları borçları şubatta 140.4, martta 144,6 nisanda 150.7 ve mayıs ta da 156.8 milyar liraya ulaştı. Yani yıllık artış oranı yüzde 79 gibi oldukça yüksek bir orana ulaştı. Elbette ki, bu borçların içinde şahsi kredi kartını kullanan patronlarında olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani patronlar sadece kurumsal kredi kartının yanında şahsi kredi kartlarını da işlerini ayakta tutabilmek için kullanıyorlar.
Genel durum böyle. Temmuz ayının ilk haftasını baz aldığımızda ise tablonun daha da bozulduğuna şahit oluyoruz.
Tüm zorluklarına karşın ve yüksek faiz oranlarına rağmen vatandaşların borç sarmalı her geçen gün biraz daha büyüyor. Artık borçluların sayıları milyonlarla, borç miktarı da trilyon liralarla ölçülüyor.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) yayımladığı haftalık bültene göre, bankaların toplam kredi hacmi, bu ayın ilk haftasında 209 milyar 210 milyon lira artarak, kredilerin tutarı 26 trilyon 746 milyar 502,5 milyon liraya yükselmiş durumda.
Bankalardaki toplam mevduatta ise azalma kaydedildi. Toplam mevduat, bankalar arası dahil yine aynı süreçte 396 milyar 923 milyon lira azalarak 30 trilyon 268 milyar 569 milyon liradan 29 trilyon 871 milyar 646 milyon liraya gerilemiş.
Tüketici kredileri, bir haftada 18 milyar 146 milyon lira artarak, toplam tüketici kredisi borcu 3 trilyon 389 milyar 465 milyon liraya yükselmiş bulunuyor.
Bu tutarın 2 trilyon 542 milyar 374 milyon liralık büyük dilimi ihtiyaç kredilerinden, 804 milyar 396 milyon lirası konut için kullanılan kredilerden oluşurken, kredilerin 42 milyar 694 milyon liralık kısmını ise taşıt kredileri oluşturuyor.
Bireysel kredi kartı borçları da yüzde 2,2 artışla 3 trilyon 287 milyar 292 milyon lira düzeyinde gerçekleşmiş. Borçların 1 trilyon 210 milyar 677 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 76 milyar 615 milyon liralık kısmını ise taksitsiz borçlar teşkil ediyor.
Borçlarla birlikte ödenemediği için bankaların takibine aldığı alacaklar da büyümeye devam ediyor. Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, bu ayın ilk haftası itibarıyla önceki haftaya göre 18 milyar 714 milyon lira artışla 776 milyar 287 milyon liraya yükselirken, takipteki alacakların 586 milyar 215 milyon lirasına özel karşılık ayrılmış.
Bankalar yaşadıkları bu zor günlerde, bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 1 milyar 633 milyon lira artarak 5 trilyon 755 milyar 35 milyon liraya yükselttiler. Bu dönemde, taksitli ticari kredilerin tutarı da, 15 milyar 874 milyon lira azalarak 4 trilyon 123 milyar 160 milyon liraya gerilemiş.
Özetle;
Çizilen tüm pembe tablolara, yapılan iyimser açıklamalara rağmen hayatın gerçeği bambaşka bir şey söylüyor. Bir yanda siyasi tartışmalar, parti içi kavgalar, mahkeme süreçleri ve bitmek bilmeyen gündem değişiklikleri... diğer yanda ise ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insan...
Aslında konuşmamız gereken konu tam da budur. Çünkü açlık siyasi görüş sormaz, yoksulluk parti rozeti taşımaz. Boşalan mutfak dolabı, ödenemeyen elektrik faturası, kredi kartına yüklenen son alışveriş ve ertelenen sağlık harcamaları toplumun tamamını ilgilendiren ortak bir sorundur.
Üstelik mesele artık yalnızca vatandaşın borçlanması ile değerlendirilemez. Üreten de borçlu, istihdam sağlayan da borçlu. Esnaf borçlu, sanayici borçlu, çiftçi borçlu. Vatandaş borcunu kredi kartıyla çevirmeye çalışırken, iş insanı da şirketini ayakta tutabilmek için aynı yönteme başvuruyor. Bu tablo, ekonomik çarkların sağlıklı işlemediğinin en açık göstergesi değil de nedir?.
Daha da düşündürücü olan ise, ekonomik sıkıntının giderek sosyal bir krize dönüşmesidir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleştikçe aile içi huzursuzluklar artıyor, gençler gelecek umutlarını kaybediyor, üretim iştahı zayıflıyor, toplumsal güven aşınıyor. Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; insanın umudunu, geleceğe bakışını ve toplumsal barışı da belirler.
Bugün açıklanan her borç rakamı aslında yarının sosyal maliyetini de haber veriyor. Eğer bu gidişat tersine çevrilemezse, yalnızca bankaların takipteki alacakları büyümeyecek; umutsuzluk, güvensizlik ve toplumsal kırılganlık da aynı hızla büyüyecektir.
İşte bu nedenle artık pembe tablolar çizmek yerine, hayatın gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Çünkü ekonomik sorunlar görmezden gelinerek değil, kabul edilip kalıcı çözümler üretilerek aşılır. Aksi halde, bugün borçla ayakta duran milyonlar yarın yalnızca ekonomik değil, sosyal ve vicdani bir çöküşün de bedelini hep birlikte ödemek zorunda kalacak.
Rakamlar yalan söylemez. Bugün hem vatandaş hem de patron borçla ayakta durmaya çalışıyorsa, artık konuşmamız gereken şey ekonomik büyüme değil, ekonominin sürdürülebilirliği olmalıdır. Çünkü borçla ayakta duran bir ekonomi, günü kurtarabilir; ama geleceği asla inşa edemez.