Hayatı ertelemek çoğu zaman büyük kararlarla başlamıyor. Kimse bir sabah uyanıp “Bugünden sonra yaşamayacağım” demiyor. Daha sessiz oluyor. “Bu ay biraz yoğun geçsin”, “Şu borç bitsin”, “Biraz para biriksin”, “Kafam rahatlasın.” Sonra o cümlelerin arasına yenileri ekleniyor. Tatil başka yaza kalıyor, aranacak insanlar başka güne, kurulacak hayaller başka zamana.
Fark etmeden yaşamak yerine hazırlanıyoruz. Sanki hayat birazdan başlayacakmış gibi davranıyoruz. Oysa geçen her gün, beklediğimiz o “birazdan”ın ta kendisi.
Belki de en büyük yanılgımız, hayatın bize uygun zamanı beklediğini sanmak. Oysa hayatın böyle bir alışkanlığı yok. Kimseye “Artık her şey yolunda, şimdi mutlu olabilirsin” diye haber vermiyor. Tam tersine, eksikler hep kalıyor. Borç bitiyor, başka bir masraf çıkıyor. İşler düzeliyor, bu kez başka bir telaş başlıyor. Bir sorun çözülürken yenisi kapıyı çalıyor.
Bu yüzden çoğumuz yaşamayı, hiç gelmeyecek kadar kusursuz bir güne bırakıyoruz.
Oysa en güzel anılarımızın çoğu da kusursuz günlerde yaşanmadı. En içten kahkahalarımızın cebimiz doluyken atıldığını kim söyleyebilir? En değerli sohbetlerimizin, her şey yolundayken edildiğini? Hayat çoğu zaman eksiklerin arasında kendine yer buluyor. Biz ise onu sürekli tamamlanmasını beklediğimiz bir listenin son maddesine koyuyoruz.
Bir gün giymek için dolapta bekleyen kıyafetlerimiz var. Kıyamadığımız fincanlar, özel günlere sakladığımız eşyalar, aramayı ertelediğimiz insanlar, söylemeyi geciktirdiğimiz cümleler… Sanki hepsinin hak ettiği daha doğru bir zaman varmış gibi davranıyoruz. Belki de o doğru zaman, onları bugüne bırakmamaktır.
Çünkü ömür sandığımız kadar uzun değil ama ertelemek sandığımızdan çok daha kolay. Bir bakıyoruz, yıllar geçmiş. Yapamadıklarımızın sebebi imkansızlık değil, hep biraz daha beklemek olmuş.
Belki de hayat bizden büyük cesaretler istemiyor. Sadece sürekli ertelediğimiz o küçük adımı bugün atmamızı bekliyor. Çünkü sonra yaşarım dediğimiz hayat, aslında tam da bugün akıp gidiyor.