MAK Danışmanlık’ın Mayıs 2026’da 61 ilde, 8 bin gençle gerçekleştirdiği araştırma son dönemde en çok tartışılan çalışmalarından biri olarak gündemdeki yerini koruyor. Hafta sonu Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına konuk olan MAK Danışmalık Yöneticisi Mehmet Ali Kulat, yaptığı değerlendirmelerle araştırmaya daha da derinlik kazandırdı. Bir önceki araştırmayla yaptığı kıyaslamalar bakıldığında birçok konuda ortaya çıkan yeni veriler gidişin hızla dip yaptığını gösteriyor.

Araştırmanın öne çıkan sonuçları oldukça çarpıcı. Gençlerin yüzde 64’ü fırsat verilirse “kalıcı olarak” başka bir ülkeye yerleşmeyi düşündüğünü belirtirken, yüzde 74,7’si iş bulmada liyakatten çok torpil ve kayırmacılığın etkili olduğuna inanıyor. Ayrıca gençlerin büyük bölümü gelecek konusunda umutsuzluk, mutsuzluk ve güvensizlik hissettiğini ifade ediyor.

Araştırmanın sonuçlarını elde edilen verileri ayrı bir yazı konusu yaparız ama burada hemen açıklamaya muhtaç öylesine konular var ki, onları “es” geçmek mümkün değil. Bir kere hemen belirtelim, bu araştırmayı sadece “gençler yurt dışına gitmek istiyor” şeklinde okumak eksik bir değerlendirme olur.

Asıl mesele, gençlerin önemli bir kısmının Türkiye’de gelecek kurabileceklerine olan inançlarını kaybetmeleridir. Belki bu konuda yüzden fazla yazı kaleme aldık ve hepsinin de temel dayanak noktasını “gençlerin önce hayallerini öldürdük, sonra da geleceklerini çaldık” oluşturuyordu. Nitekim orataya çıkan sonuçlarda tam da bu doğrultuda.

Gelelim araştırmanın değerlendirmesine. Araştırma üç temel soruna işaret ediyor:
Bunlarda ilkini ekonomik güvensizlik oluşturuyor. Gençler; İşsizlik korkusu, düşük ücretler, barınma sorunu ve gelecekte orta sınıf bir yaşam kuramama endişesi içindeler. Nasıl olmasınlar ki; hayata atılanı, okumaya çalışanı bırakın yıllar ötesini, bir hafta sonrasını bile göremiyorlar.

Liyakat krizine ilişkin algıda çoklukla şikayet edilen konuların başında geliyor. Gençlerin yaklaşık dörtte üçü başarıdan çok bağlantıların yani “torpil ve kayırmacılığın etkili olduğunu, liyakatın ve eğitimindeki başarının değerlendirme dışı tutulduğunu düşünüyor. Haksızlar mı? Yerden göğe kadar haklılar. Çünkü yaşadıkları, çevrelerinde gördükleri bundan ibaret çünkü. Doğal olarak da, bu durumun eğitimle yükselme umudunu zayıflattığını düşünüyorlar.

Aidiyet ve gelecek sorunu da yurtdışına gitme isteğinde önemli rol oynuyor. Yurt dışına gitme isteği çoğu zaman ülkeyi sevmemekten değil, daha öngörülebilir bir yaşam arayışından kaynaklanıyor. Gençler güvenilir kurumlar, adalet ve fırsat eşitliği talep ediyor.
Araştırmanın temel aldığı konu başlıklarına kısaca değindik. Ama işin bir de sosyolojik açıdan ne anlama geldiğine bakmakta yarar var.

Araştırmanın en dikkat çekici tarafı, ekonomik göstergelerin yanında psikolojik göstergelerin de geniş şekilde ele alınması. Bir toplumda gençler geleceğe umutla bakıyorsa düşük gelir seviyeleri bile bir süre için tolere edilebilir. Ancak gençler hem ekonomik olarak zorlanıyor hem de sistemin adil işlemediğine inanıyorsa işte orada toplumsal bağların zayıflaması ve güven duygusunun yok olması sorunu ortaya çıkıyor.

Özetle;

Her kamuoyu araştırmasında olduğu gibi bu çalışmanın da bir çerçevesi bir sınırı olduğu muhakkaktır. Ancak, araştırmaya sıradan bir yoklama olarak değerlendirmek yanlıştır. İktidarıyla, muhalefetiyle ve de tüm sivil toplum kuruluşlarıyla gençlerimizin sorunları süratle ele alınmalı ve aynı hızla çözüm önerileri gündeme gelmelidir.

Bakın; Türkiye’deki gençler sadece daha yüksek gelir istemiyor; adil bir sistem, öngörülebilir bir gelecek ve emeklerinin karşılığını alabileceklerine dair güven duymak istiyor.

Eğer bu talepler karşılanmazsa gençlerin yurt dışına yönelmesi, siyasetten uzaklaşması veya toplumsal hayata karşı ilgisizleşmesi gibi sonuçlar daha görünür hale gelebilir. Buna karşılık ekonomik istikrar, liyakat ve fırsat eşitliği konusunda ilerleme sağlanabilirse bugün görülen karamsar tablo hızla değişebilir. Çünkü araştırmanın satır aralarında görülen şey, gençlerin ülkelerinden vazgeçmesinden çok, geleceklerinden endişe duymalarıdır.