Süper Lig’in ilk haftasında Ankara’da oynanan Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçının üzerinden yaklaşık on gün kadar geçti. Fenerbahçe’nin sahadan sürpriz bir yenilgiyle ayrılması elbette konuşuldu, tartışıldı. Ancak aradan geçen zamana rağmen maçın skorundan çok daha fazla akıllarda kalan başka bir olay var. Olayın merkezinde ise henüz dört yaşındaki minik bir Fenerbahçe taraftarı, Göktuğ Alımcı bulunuyor.
Minik Göktuğ’un Gençlerbirliği tribününde Fenerbahçe formasını çıkarması için baskı gördüğünü öğrendiğimizde, açıkçası futbol adına utanılacak bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Bir çocuğa, tuttuğu takımın formasını çıkarması için baskı yapmak hangi taraftarlık anlayışına sığar, bunu anlamak mümkün değil. Hele hele söz konusu çocuk dört yaşındaysa, ortada tartışılacak bir futbol rekabetinden değil, yetişkinlerin kendi öfkelerini bir çocuğa taşımasından söz etmek gerekir. Gençlerbirliği gibi Türk futbolunda önemli bir geçmişe sahip köklü bir kulübün tribününde böyle bir davranışın yaşanması ise ayrıca düşündürücü.
Fakat bu tatsız olayın ardından yaşananlar, fanatizmin yalnızca kötü yüzünü göstermedi. Minik Göktuğ’u kucağına alarak tribünden çıkaran polis memuru Uğur Yurduseven’in davranışı, hepimize insanlığın ve sağduyunun hâlâ tribünlerde yerinin olduğunu gösterdi. Yurduseven belki sadece görevini yaptığını düşünebilir. Ancak o anda yaptığı şey, bir çocuğun korkusunu ve çaresizliğini görüp ona sahip çıkmaktı. Soyadı gibi gerçekten “yurdu seven” bir insanlık örneği sergiledi.
Bu olayın hemen ardından, Türk futbolunun köklü çınarı Beşiktaş taraftarının yine aynı minik futbolseverle birlikte oluşturduğu tablo ise, olayı bambaşka bir boyuta taşıdı.
Ezeli rakiplerinin formasını taşıyan dört yaşındaki Göktuğ’u karşılarına alan Beşiktaşlı taraftarlar, minik Fenerbahçeliye üçlü çektirdi. İşte futbol adına görmek istediğim sahneler bunlar. Çünkü rakip olmak başka, düşman olmak bambaşka bir şeydir. Hele söz konusu olan bir çocuksa, tuttuğu takımın forma rengi her ne olursa olsun ona sahip çıkmak, futbolun en temel değerlerinden biri olmalıdır.
Biz yetişkinler bazen futbola gereğinden fazla anlam yüklüyor, tuttuğumuz takım uğruna bütün sınırları zorlayabiliyoruz. Oysa çocuklar için futbol çok daha masum bir oyun. Göktuğ için Fenerbahçe forması, sevdiği takımın formasıydı. O formanın üzerinde bir arma vardı ve o arma onun dünyasında sadece mutluluk ifade ediyordu. Bizim görevimiz ise o mutluluğu korumak, çocukların futbola duyduğu sevgiyi büyütmek olmalı.
Bir tarafta rakip takımın dört yaşındaki taraftarına formasını çıkarması için baskı yapan anlayış, diğer tarafta onu kucağına alıp koruyan bir polis memuru ve ezeli rakibinin minik taraftarına üçlü çektiren Beşiktaşlılar...
Aslında Göktuğ’un yaşadıkları bize çok önemli bir şeyi yeniden hatırlattı: Futbolda skorlar unutulur, maçlar biter, şampiyonluklar geride kalır. Ama çocukların hafızasında bıraktığımız izler asla kolay silinmez.
Kalın sağlıcakla…