Türkiye’nin yakın tarihi, fikri derinliği ile siyasi cesaretini harmanlayabilmiş portreler bakımından oldukça zengindir. Ancak hem hukuki altyapının harcını karma yetkinliğine sahip olup hem de devlet adamlığı ahlakından bir adım dahi taviz vermeyen isimlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. 1922 yılında Kayseri’nin köklü bir ailesinde başlayan, Galatasaray Lisesi’nden Mülkiye dekanlığına, parlamentodan kurucu meclis üyeliklerine ve başbakan yardımcılıklarına uzanan Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nun yaşamı; sadece bir biyografi değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kurumlaşma mücadelesinin özetidir.
Feyzioğlu’nun henüz 33 yaşında bir profesör ve dekan olarak gösterdiği ilkeli duruş, Türk akademisinin ve siyasi etiğinin en parlak sayfalarından birini oluşturur. Hükümetin üniversiteler üzerindeki baskısına karşı sergilediği omurgalı tavır ve ardından gelen istifası, “nabza göre şerbet veren” anlayışa indirilmiş tarihi bir darbedir. “Çocuklar, buradan mezun olduğunuz zaman düşündüğünüz ve inandığınız neyse onun gereğini yapın; haysiyetli, kişilikli evlatları olun bu ülkenin” sözleri, yalnızca o dönemin öğrencilerine değil, günümüzün aydınlarına ve idarecilerine de bırakılmış en kıymetli mirastır.
Turhan Feyzioğlu’nu klasik bir siyasetçiden ayıran en temel nitelik, onun vizyoner bir hukukçu ve kurum kurucu kimliğidir. Henüz genç bir akademisyenken hazırladığı doktora teziyle kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini savunması, bugün hukuk devletinin teminatı olan Anayasa Mahkemesi’nin ilk tohumlarını atmıştır. Yasa yapmanın tek başına yeterli olmadığını, meclisten geçen kararların anayasal ilkelere ve evrensel hukuk normlarına dayanması gerektiğini vurgulaması, onun devlet anlayışının ne kadar ileri olduğunu kanıtlar.
Sadece hukuk alanında değil; bilim, iletişim ve planlama alanlarında da ülkenin önünü açan kurumsal hamlelerin altında onun imzası vardır. TÜBİTAK’ın kuruluşuna öncülük ederken dile getirdiği “Bilimsel araştırma merkezi olmadan bir ülkede bilim yapılamaz” tespiti, Türkiye’nin kalkınma hamlesinin temel taşı olmuştur. Keza Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve TRT’nin yasal ve kurumsal altyapısındaki harcı, Feyzioğlu’nun devlete ve topluma ne kadar geniş bir açıdan bakabildiğini gösterir. Bir prensip meselesi uğruna Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu terk edebilecek kadar idealist olan bu anlayış, koltuk sevdasıyla ilkelerini unutan anlayışlara verilmiş en açık derstir.
Siyasi yaşamı boyunca uzlaşmacı, seviyeli ve birleştirici diliyle kilit roller üstlenen Feyzioğlu için doğduğu topraklar olan Kayseri’nin ve orada yükselecek bir ilim yuvasının yeri bambaşkaydı. Farklı siyasi partilere mensup milletvekillerini tek bir gaye etrafında toplayarak meclise sunduğu kanun teklifi, Erciyes Üniversitesi’nin temelini atmıştır. “Kayseri’de bir üniversite kurulması uzun yıllardan beri gönül verdiğim bir ülküydü. Bugünü gördüm, artık ölsem de huzur içinde olacağım” ifadesi, bir devlet adamının memleketine ve ilme duyduğu karşılıksız sevginin hülasasıdır.
Günümüz siyasetinin ve toplumunun en çok ihtiyaç duyduğu unsur; sığ çekişmelerin, kutuplaşmaların ötesine geçebilen bu vizyoner ve ilkeli yaklaşımdır. Feyzioğlu’nun temsil ettiği çizgi; laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin, bilimin ışığında yükselmesinden geçer. Siyasete bir kalite ve seviye getiren, ömrünün sonunda kendisini bir “politikacı” değil bir “eğitimci” olarak anılmak istediğini belirten bu büyük devlet adamının mirası, geleceğe yürürken en güvenilir kılavuzlarımızdan biri olmaya devam etmektedir. Kendisini rahmetle anıyorum.