Tarih, silinmez mürekkeplerle değil, vatan uğruna göğsünü siper eden nice kahramanların kanıyla yazılır. Türk havacılık tarihinin abideleşen isimlerinden Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’in aziz hatırası, 62 yıl sonra bugün de milletimizin vicdanında aynı tazelikle ve dinmeyen bir sızıyla yaşamaktadır. 8 Ağustos 1964’te Kıbrıs semalarında yükselen o irade, yalnızca bir askerî intikal değil; Türk milletinin kaderine ve soydaşlarına sahip çıkma kararlılığının bir göstergesidir.
Şair Arif Nihat Asya’nın “Sen şahinisin, kartalısın kubbelerin / Onlarsa, çıyanlarıdır izbelerin / Ey şanlı pilot, roketlerin bittiyse / Kendin roket ol, beynine in kahpelerin!” mısralarında tarif bulduğu gibi; Yüzbaşı Cengiz Topel, Hava Kuvvetleri’ne ait F-100 kolunun lideri olarak masum sivillerin üzerine ölüm yağdıran Rum çetelerine karşı Erenköy’e havalandığında, masada yazılmaya çalışılan kirli oyunları bozmaya başlamıştı. Ancak, görevini icra ettiği sırada uçağının isabet alması sonucu paraşütle atlayarak karaya inen kahramanımız, insanlık ve savaş hukukunun tamamen hiçe sayıldığı zifiri bir karanlığın ortasına düştü.
Bir askerin esaret altına alınması, savaşın acı fakat uluslararası normlarla sınırlandırılmış bir gerçeğidir. 1949 Cenevre Sözleşmeleri; esir düşen askerî personelin can güvenliğinin sağlanmasını, şerefine ve bedensel bütünlüğüne dokunulmamasını mutlak bir yükümlülük olarak düzenlemiştir. Ne var ki, Yüzbaşı Cengiz Topel’in esir alınmasının ardından yaşananlar, uluslararası hukukun açıkça çiğnenmesinin ötesinde, insanlık tarihine kazınmış bağışlanamaz bir savaş suçunu oluşturmuştur. Lefkoşa Hastanesi’nde yapılan otopsi raporu ile naaşı teslim alan Türk doktorların tanıklıkları, Rum tarafının o dönem sergilediği vahşetin boyutunu gözler önüne sermiştir. Silahsız ve yaralı bir Pilot’a gösterilmesi gereken askerî nezaket ve tıbbi yardım yerine, sistemli bir işkence mekanizması işletilmiştir. Naaş üzerinde belgelenen ağır tahribat, kırıklar, doku kayıpları ve fiziksel bütünlüğe yapılan ağır tecavüzler, bunun anlık bir infaz değil, canice planlanmış bir işkence olduğunu kanıtlamıştır. Bu otopsi raporu, sadece bir otopsi kâğıdı değil; hukukun, vicdanın ve insanlığın katledildiğini belgeleyen vesikadır. Cengiz Topel, uluslararası toplumun sessiz bakışları arasında vahşice şehit edilmiştir.
Türk milleti, tarih boyunca uğradığı haksızlıkları ve evlatlarına yapılan zulmü hiçbir zaman unutmamıştır. Belki diplomatik süreçler, engeller ve uluslararası baskılar sebebiyle hesaplaşma anı gecikmiş görünmüş olabilir; ancak adalet fikri milletin hafızasında daima canlı kalmıştır. Nitekim 1964’te Erenköy semalarında yarım kalan o hesap, 10 yıl sonra, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kesin olarak kapatılmıştır. TSK, Ada’ya barış, huzur ve güvenliği getirirken; Cengiz Topel’in ve Rum mezalimine uğrayan yüzlerce masum soydaşımızın aziz ruhlarını şad etmiş, tarihi adalet tecelli etmiştir. Zira Türk’ün sinesindeki adalet arzusu belki yarına kalır, fakat asla cezasız ve karşılıksız kalmaz.
Bugün Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dört bir yanında Cengiz Topel adını taşıyan caddeler, okullar, anıtlar ve havalimanları sadece birer isimden ibaret değildir. O isimler; vazife bilincinin, vatan sevgisinin ve gözünü kırpmadan ölüme yürümenin timsalidir. Roketleri bittiğinde göğsünü vatanına roket kılan, gökyüzünün şahini Şehit Yüzbaşı Cengiz Topel’i şehadetinin 62. yıl dönümünde rahmet, minnet ve sonsuz bir saygıyla anıyoruz. Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun, ruhu şad, mekânı cennet olsun.