Daha ne istediğimizi tam olarak anlayamadan önümüze bir liste konuluyor aslında.

İyi bir okul kazan. Geleceği olan bir bölüm oku. Mezun olunca hemen iş bul. Düzenli bir maaşın olsun. Belli bir yaşa gelince evlen. Sonra ev, araba, çocuk…

Bunların hiçbirinde yanlış bir şey yok. Yanlış olan, herkesin bunları aynı sırayla ve aynı zamanda yapmak zorundaymış gibi yaşaması.

Üniversite sınavına giren bir genç gerçekten hangi mesleği yapmak istediğini mi düşünüyor, yoksa işsiz kalmayacağı bölümü mü? Mezun olan biri sevdiği işi mi arıyor, yoksa çevresinden gelecek “Hala işe girmedin mi?” sorusundan kurtulmaya mı çalışıyor?

Bir süre sonra evlilik başlıyor.

“Artık yaşın geldi.”

Sonra çocuk.

“Ne zaman düşünüyorsunuz?”

İnsan hayatının neredeyse her döneminde başka bir soruya yetişmeye çalışıyor. Üstelik birini cevapladığınız anda sıradaki hazır.

Sadece büyük kararlarımız da değil. Nasıl görünmemiz gerektiğine kadar uzanıyor bu durum.

Şu kilo güzel, şu yaşta böyle giyilmez, bu meslek sana uygun değil, o kadar para verilmez, yalnız yaşanmaz, çok gezilmez, az gezilmez…

Garip olan şu ki bütün bu kuralları kimin koyduğunu çoğu zaman bilmiyoruz.

Sadece uzun zamandır böyle yapıldığı için doğru kabul ediyoruz.

Belki de bu yüzden bazen istediğimiz her şeye sahip olduğumuz halde mutlu olamıyoruz. Çünkü ulaştığımız şey gerçekten bizim hedefimiz olmayabiliyor. Başkasının doğru kabul ettiği bir hayatı eksiksiz tamamlamış oluyoruz.

İnsanların aynı yaşta aynı şeyleri istemesi mümkün değil.

Biri 25 yaşında evlenmek ister, diğeri 35 yaşında. Biri kurumsal bir işte çalışırken kendini güvende hisseder, diğeri aynı masada sekiz saat otururken mutsuz olur. Birinin hayali çocuk sahibi olmaktır, diğerinin dünyayı gezmek. Bir başkası ise bunların hiçbirini istemeyebilir.

Hayatın tek bir doğru sıralaması yok.

Belki de zaman zaman kendimize sormamız gereken basit ama zor bir soru var.

Bugün peşinden koştuğum hayatı gerçekten ben mi istiyorum?

Yoksa sadece istemem gerektiği öğretildiği için mi istiyorum?

Çünkü insanın kendi hayatında figüran olması için başkasının hayatını yaşaması gerekmiyor.

Bazen kendi kararlarını başkalarının beklentilerine göre vermesi yeterli.