Eskiden başkent Ankara’da Eylül ayına gelindiğinde, yaz tatiline gidenlerin boş bıraktığı caddeler, sokaklar yeniden canlanmaya başlar, Ekim’de de üniversiteler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla başlayan farklı bir hareketlilik gözlenirdi. Oysa Ankara artık her zaman dolu ve her an trafik sıkışıklığı yaşanan bir anakent olmaya başladı.
Ülkemizi derin bir acıyla karşı karşıya bırakan 6 Şubat 2023 depreminden sonra inanılmaz göç alarak, günün her saatinde trafiğin gözlendiği Ankara, bu hafta başı okulların açılmasıyla yeniden kilitlenmeye başladı.
Sabah yediden başlayarak özellikle de ODTÜ, Bilkent, Hacettepe, Başkent ve Çankaya üniversitelerinin, Bilkent Şehir Hastanesi’nin, bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının yeni merkezi konumundaki Eskişehir yolu başta olmak üzere, Konya Yolu’ndan Samsun asfaltına, İstanbul Yolu’ndan Esenboğa Yoluna artık günün her saatinde Ankara’nın tüm ana arter ve bağlantı yolları yoğun trafiğiyle anılır hale geldi.
Üstelik trafikte geçen ve saatleri bulan zaman dilimlerinde, ABD - İran Savaşı nedeniyle hemen her gün fiyatı artan, oldukça maliyetli olmaya başlayan akaryakıt boşa harcanıyor. Üstelik bu maliyet, kullandığımız hemen her ürünün taşıma maliyeti olarak da bizlerin ayrıca cebinden çıkıyor.
Gelin buna bir de öğrenciler açısından bakalım.
Akaryakıta gelen her zam birkaç gün içinde olmazsa da bir süre sonra mutlaka toplu taşıma ücretlerini etkiliyor.
Bu hafta başında açılan okullarla birlikte velilerin önemli harcama kalemlerinden biri olan servis bedeli yüzde 25,49 zamlı başladı, ama böyle giderse çok kısa bir süre sonra yetmediğine ilişkin şikayetler gelmeye başlayacak gibi.
Ankara Servis Aracı İşletmecileri Esnaf Odası’nın yeni tarifesine göre, okul servisleri 0-3 kilometrede aylık 3 bin 37 lira, 10-15 kilometrede rehber personel ücretiyle birlikte 5 bin lirayı buluyor.
Çocuğunu kendi aracıyla götüren veliler ise, faturayı pompada zamlı öderken, yoğun trafikte yaşadığı stres de ayrıca onun ruh ve sağlığı için bir ömür törpüsü gibi çalışıyor.
Kısacası trafik artık bir ulaşım sorunu değil, hanenin bütçesinden her ay sessizce kesilen yüksek bir vergi ve sağlık sorunu olmaya başladı.
Çantanın Faturası Ağır
İster servisle, ister aile arabasıyla yoğun ve stresli bir trafikten sonra çocuğu iyi dileklerle okulun kapısına bırakmakla iş bitiyor mu?
Bugün en sade ve en ucuz bir kırtasiye alışverişi 2 bin 500-3 bin lira, forma zorunluluğu olan sınıflarda ise toplam masraf 8-10 bin liraya dayanıyor.
Beslenme ve harçlıkla birlikte tek bir çocuğun aylık maliyeti 8 bin lirayı aşıyor.
En az üç çocuk yapmaları beklenen ve asgari ücretle geçinmek zorunda kalan bu ailelerin, evi kiraysa ne olacak?
Okula beslenme çantası boş giden, kantinden bir şey alamadığı için tenefüsü sınıfta geçirmek zorunda kalan öğrencinin fiziksel ve ruhsal gelişimi nasıl olacak?
Öğretmenler Odasında Kira Hesabı
Sınıfta onları eğitmekle görevli öğretmenlerin durumu nasıldır sizce?
Yoğun göç nedeniyle Ankara’da ortalama kira 25-30 bin lira, Çankaya gibi ilçelerde 45 bin liraya kadar çıkarken, yeni atanan kadrolu bir öğretmenin ek ders hariç maaşı 62-66 bin lira. Kadroya henüz geçmemiş ücretli öğretmenler için kazanç 46-60 bin lira arasında değişiyor ve her ay garanti değil. “Uzman”, “başöğretmen” gibi basamaklarla bölünen, mülakat baskısı altındaki bu eğitimciler sınıfa artık pedagojik bir soruyla değil, kira ve kredi kartı borcuyla giriyor.
Bir zamanlar memur kenti Ankara’da öğretmenlik saygınlığın simgesiydi, bugün öğretmenler odasındaki ortak konu yeni bir öğretim yöntemi değil, ay sonunun nasıl getirileceği.
Aslında Tek Bir Zincirin Halkaları
Bütün bu başlıklar aslında tek bir zincirin halkaları. Akaryakıt zammı servis tarifelerini, o da velinin çocuğun beslenmesinden kısmasını, yetersiz beslenen çocuk da öğretmenin sınıfta karşılaştığı dikkat dağınıklığını doğuruyor.
Maaşı kirasını zor karşılayan bir öğretmen “önlükle” değil, gerçek güvenceyle “vakar” kazanır.
Karar vericiler, öğrenciye fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlayabilmesi ve sağlıklı beslenmesi için “en az bir öğün ücretsiz yemek” vermeli, Eğitim-Sen’den Eğitim-Bir-Sen’e, Eğitim-İş’ten Türk Eğitim-Sen’e tüm öğretmen meslek örgütlerinin 2026-2027 eğitim öğretim yılı başında ortaya koyduğu sorunlara acil çözüm bulmalılar.
Türkiye’nin bugün de gelecekte de en önemli kaynağı olan ve “Cumhuriyetin emanet edildiği”, nitelikli genç neslin yitip gitmesini istemiyorsak acil bir çözüm bulmalıyız.