Tüm dünyada kazan kaynıyor, ama “Küresel Köye” dönüşen dünyadaki her bir eylem, domino etkisiyle herkesi etkiliyor. Haber bültenlerinde sıklıkla gündemin değişmesine neden olan deprem, heyelan, afet, gemi kazaları belli bir süre sonra unutulmaya yüz tutarken, ABD ve İsrail’in İran ile savaşı ise dünyanın en ücra köşesindeki sade vatandaşı bile etkiliyor.
Ortadoğu’da haftalardır süren göreli sessizlik yine bozuldu. Hürmüz Boğazı hattında askeri tırmanış yeniden alevlenirken, bölgedeki sıcak çatışmalar küresel piyasaları anında sarsmaya başladı bile. Karşılıklı misillemeler, boğazdaki tanker trafiğinin aksaması ve sivil kayıplara yol açan saldırılar, jeopolitik risk primini bir gecede en üst seviyeye taşıdı.
Tüm bu yaşananlar, yalnızca diplomatik koridorları ya da televizyonlardaki askeri uzmanları ilgilendirmiyor. Bu gelişmeler, doğrudan doğruya hepimizin mutfağının, çarşı pazarının, emekli veya asgari ücretlinin, hatta iş aramaktan bile vazgeçmiş işsizin hiçbir zaman dolmayan cüzdanın konusudur.
Dünya petrol ticaretinin ana damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda tansiyonun yükselmesiyle ham petrol fiyatları yine hızla sıçradı. Brent petrol varil başına 90 dolar eşiğinin üzerine tırmanırken enerji ithalatçısı Türkiye gibi ekonomiler için alarm zilleri yeniden çalmaya başladı. Petrol fiyatlarındaki kalıcı her artış doğrudan akaryakıt pompasına, oradan nakliye masraflarına, tarımdaki gübreye ve kış kapıdayken doğalgaz maliyetlerine yansımaya başladı bile.

Domino Etkisi
Vatandaşlar ve küçük tasarruf sahibi bireysel yatırımcılar, bu küresel fırtınayı üç ana kanaldan doğrudan hissediyor.
Birincisi temel tüketim fiyatlarıdır. Akaryakıt ve lojistik zamları çok geçmeden market rafına, toplu taşımaya ve esnafın maliyetine eklenir. Şehir içi ulaşımdan temel gıdaya kadar her kalem bu zincirleme etkiden payını alır.
Tüm bu tablonun en can yakıcı yansıması ise üniversite kapılarında ve kiralık ev arayışında görülmeye başlandı bile.
Eylül ayıyla birlikte yüz binlerce gencin üniversiteye adım attığı, ancak yurt kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle serbest piyasa kiralarına mecbur kaldığı döneme giriyoruz.
TÜİK’in bugün açıklayacağı Ağustos ayı enflasyonu, yukarıda sözünü ettiğim tüm yeni petrol artışlarının maliyete etkisini vermeyecek, ama bu enflasyon verisiyle kira artış oranları kesinleştirmiş olacak.
Evini yeni tutmaya çalışan bir üniversite öğrencisi için ilan sitelerindeki fahiş fiyat artışları gerçeğin ta kendisidir. Hürmüz’den gelen enerji şokunun genele yayacağı enflasyon dalgası, kira sözleşmelerini de yukarı taşıyacaktır.
Çocuğunu başka kentlerde okutmaya çalışan bir aile için Hürmüz’deki bir füze saldırısı, Ankara’da, İstanbul’da veya Türkiye’nin herhangi bir yerinde ödenecek kira bedelinden, ulaştırmaya her şeye doğrudan ek maliyet olarak yansımaktadır.

Küresel fırtınanın etkilediği ikinci konu döviz kurudur. Petrol ve enerji ithalatı faturasının kabarması, cari dengeyi zorlayarak döviz talebini canlı tutar. Küçük yatırımcı bir yanda TL mevduatın reel getirisini tartar, diğer yanda döviz ile altın arasında yönünü bulmaya çalışır.
Üçüncüsüne gelince güvenli liman olarak görülen altın cephesidir. Jeopolitik gerilim petrolü tırmandırırken, ABD’den başlayarak küresel faiz beklentileri ve sert kar satışları altın fiyatlarını baskılamaya başladı bile.
Son günlerde ons tarafındaki çekilme, iç piyasada da gram altının 7200’lerden 6700’lere gerilemesine yol açarak, kısa vadede yastık altı birikimi olan birçok vatandaşı tedirgin etti.
Bu tablo, altının uzun vadeli bir tasarruf aracı olduğunu, ancak günlük bir spekülasyon veya panik kalkanı olmadığını bir kez daha kanıtlamaya yetti.
Böyle ortamlarda, panikle hareket etmenin maliyeti, her zaman krizin kendisinden büyük olur. Manşetlere bakıp elindeki altını aceleyle satmak ya da gaza gelip yüksek fiyatlardan alım yapmak birikimleri eritir.
Riski bölmek, harcanabilir nakdi korumak ve uzun vadeli yatırımları günlük telaşlarla bozmamanın en sağlıklı yol olduğunu düşünüyorum.
Finans okuryazarı küçük bir yatırımcının elindeki tek gerçek güç, gündelik manşetleri değil kendi sabrını ve vadesini yönetebilmesidir.

Merhum Dr. Mücahit Pehlivan’ı Saygıyla Anıyorum
Dün aynı zamanda Gazetemizin kurucusu, Ankara’nın duayen gazetecilerinden Abdi Pehlivan ile sevgili eşi emekli öğretmen Nermin Pehlivan’ın çok değerli oğlu, gazetemizin Tüzel Kişi Temsilcisi Bahar Pehlivan Yedier’in çok sevilen doktor, siyasetçi, sürekli basın kartı sahibi ağabeyi Dr. Mücahit Pehlivan’ın aramızdan ayrılışının altıncı yıl dönümüydü.
20 Haziran 1963 Ankara doğumlu Pehlivan, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi mezuniyeti sonrasında Budapeşte Semmelweis Üniversitesi’nde ortopedi alanında uzmanlaşmış, dünyada kıkırdak naklini gerçekleştiren öncü cerrahi heyetlerde yer almış ve bir dönem merhum Başbakan Bülent Ecevit’in doktorluğunu üstlenmişti.
23. Dönem Ankara Milletvekili olarak parlamentoda da milletine hizmet eden Dr. Mücahit Pehlivan, 2 Eylül 2020’de genç yaşta yaşama gözlerini yummuştu. Hastalarına bir baba şefkatiyle yaklaşan, yetiştirdiği hekimlerle hafızalarda yaşayan Dr. Mücahit Pehlivan’ı rahmet ve minnetle anıyorum.