Yazar Ekran G. 1

Budanma sonucu biraz açabilen ve tek çiçek açamayan soforalar yan yana.

1 ve 2 numaralı oklarla gösterilen ağaçlar sofora. İlkinde beyaz görünenler çiçekleri, ikincisinde hiç çiçek yok. Oysa 2 numaralı ağaçla soforaları tanımıştım. Geçtiğimiz yıllarda altında geçerken baş hizasına kadar açan çiçekleri arılarla dolu olurdu. Kafanızı kaldırmadan fark edemezdiniz ama kafanızı bir kaldırdınız mı arı bolluğuna şaşırıp kalırdınız. Geçen sene budandılar. Hem de ne budama!

Tüm ağaçlar neredeyse aynı biçimde ve aynı anda. Oysa biraz budamadan anlayanlar bilir ki her ağaç aynı şekilde ve aynı zamanda budanmaz. Bu soforalar cadde ve bulvarlardaki nerdeyse tüm ağaçlar gibi ince dal bırakmadan (bence) acımasızca budandılar. Sonuç, aynı ağaçtan biri biraz çiçeklenebildi, diğeri tek çiçek bile açamadı.

Çok yazık. Bu ağaçlar, bu mevsimde çiçekten görünmez olurlardı. Yaşamın en değerlilerinden arılar da bayram ederlerdi.

Yazar Ekran G. 2

İşte! Çiçeklerin tükendiği dönemde coşkun açan ve arılara bayram ettiren sofora ağacının çiçekleri.

Soforaların önemi

Soforaların önemini kavramak için önce yazın son günlerine doğru kaçınılmaz olarak neler olur, göz atalım.

Nektar azalır…

Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları topraktaki nemi hızla kurutur. Bitkiler, kökleriyle yeterli su alamadıklarında hayatta kalabilmek için savunma mekanizmalarını devreye sokarlar. Terlemeyi ve su kaybını azaltmak için nektar üretimini tamamen durdururlar veya minimuma indirirler.

Çiçekler solar…

Doğadaki bitki çeşitliliğinin en yoğun olduğu dönem ilkbahar ve erken yaz aylarıdır. Kır çiçekleri, meyve ağaçları ve çayırlar Mayıs ve Haziran aylarında çiçeklenmelerini tamamlar, tohuma kaçar ve kurur. Temmuz ayına gelindiğinde arıların alışkın olduğu bu devasa açık hava büfesi kapanmış olur.

Nektar çiçek içinde kurur…

Havanın aşırı sıcak ve nem oranının çok düşük olduğu günlerde, bitki az miktarda nektar üretse bile bu sıvı çiçek tüpünün içinde arı daha ulaşamadan buharlaşır. Sıvı buharlaşınca geriye arıların diliyle ememeyeceği kadar katı, kristalize bir şeker tabakası kalır.

Hasat dönemi…

Temmuz ve ağustos ayları, insanlar tarafından ekilen birçok endüstriyel bitkinin (örneğin ayçiçeği, korunga veya bazı yonca türleri) hasat edildiği ya da çiçeklenme dönemini bitirdiği zamandır. Bu durum arıların geniş tarım arazilerinden beslenmesini de engeller.

Üstelik arıların en çok olduğu dönem

Bu dönemde kovanlardaki arı popülasyonu en zirve noktasına ulaşmıştır. Tüketici ağız sayısının en çok olduğu zaman, doğadaki üretimin en aza inmesinin nasıl bir kıtlık ve besin rekabeti durumu yaşattığını hayal etmek zor olmasa gerek.

Bilir misiniz, bu zorlu dönemde sofora, lavanta, tıbbi nane veya hayt (beşparmak ağacı) gibi sıcağa dayanıklı ve yaz ortasında çiçek açan bitkiler arı kolonileri için adeta birer vahadır.

Arıcılıkta ‘yaz kıtlığı’ (dearth), doğanın arılar için yiyecek üretimini neredeyse tamamen durdurduğu o kritik dönemi ifade eder. Yaz ortasında çiçek görsek bile aşırı sıcaklar arının emebileceği nektarı (şekerli sıvı) bitirir.

Kıtlıkta insanlarda da yaşanan dönemler yaşanır! Yağmacılık başlar, aşırı saldırganlık ve stres yükselir, stoklar tükenmeye başlamıştır.

Arılara özel sıkıntılar da söz konusudur elbette Ana arının yumurtlamayı azaltması, uçuş mesafesinin uzaması ve yıpranma…

İşte bizim parkın girişindeki soforalar böylesi kritik dönemde açtıkları binlerce çiçekle arıların adeta büyülenerek uçuşur ve yorulmadan beslenir, beslenirler.

Budandılar!

Bulvar ve cadde üzerindeki tüm ağaçlar gibi andığımız soforalar da budandılar.

Öyle bir budandılar bu sene sadece biri çiçek açabildi.

Budamanın iki temel kuralını yazayım Ankara’nın ağaçlarının yanlış budandığı sonucuna birlikte ulaşalım…

Kural 1: Her ağacın budanma zamanı farklıdır.

Kural 2: Her ağacın budanma şekli farklıdır.

Ve Ankara’nın bulvar ve ana caddelerindeki ağaçların nerdeyse tümü aynı anda ve aynı biçimde budandı.

Yıllar önce benzer hadise Kuğulu Park’ta yaşanmıştı.

“Dallar insanların üzerine düşmeden kesildi” denmişti…

Kesintisiz açan yüzlerce çiçek

Sofora salkımlarında yüzlerce küçük çiçek bulunur ve bunlar aynı anda değil, sırayla patlar. Ağaç yaklaşık 30 ila 45 gün boyunca kesintisiz çiçekli kalır. Arılar tek bir ağaçta günlerce, zahmetsizce ve bolca besin toplayabilir

Soforanın krem-beyaz tonlarındaki salkım çiçekleri ve yaydığı hafif tatlı koku, arıların gelişmiş koku ve ultraviyole görme duyularını doğrudan uyararak onları kendine çeker.

Sofora ağacı arıcılıkta o kadar yüksek bir potansiyele sahiptir ki, 10 dönümlük yoğun bir sofora alanı arılara 1300 kg'ın üzerinde bal verimi sağlayabilir.

Bir de sofora ve akasya karışıklığını giderelim!

Sofora ve akasya aynı ağaç değildir ancak birbirine çok benzedikleri için sıklıkla karıştırılır.

Her iki ağaç da aynı aileden (baklagiller) geldiği için yaprak yapıları birbirine çok benzer.

Sofora baklagiller familyasındandır. Akasya da aynı familyada yer alır ancak farklı bir cins ve türdür.

Yalancı akasya ağaçlarında genellikle diken bulunur, fakat sofora ağacı dikensizdir.

Sofora, salkım şeklinde sarımsı beyaz çiçekler açar ve boğumlu, tespih tanesine benzer meyve baklalarına sahiptir.

Eğer yazın ortasında veya sonuna doğru (bu yazının hazırlandığı günlerde örneğin) ağacın üzerinde kremsi beyaz çiçek salkımları görüyorsanız ve etraftaki arıların bu ağaca yoğun bir ilgisi varsa, o ağaç bir sofora ağacıdır. Yaprak diplerini kontrol ettiğinizde elinize hiçbir dikenin batmaması da bu tahmini kesinleştirir.

Telepinu ve Küçük Arının Hikâyesi

Mitoloji!

Bu topraklar nereden baksan zengin!

İşte bu topraklarda çıkan mitolojik öykülerden biri…

‘Telepinu ve Küçük Arının Hikâyesini ben paylaşayım, keyifli okumalar dileklerimle yazıyla bağlantısını size bırakayım!

Hititler kıştan bahara geçişi, doğanın yeniden uyanışını ve yeni yılı Purulli Festivaliyle kutlamışlar.

Bu festivalin oyunlarından biri de Telepinu ve Küçük Arının Hikâyesidir…

Telepinu tarım ve bereket tanrısıdır.

Nedendir bilinmez bir gün çok öfkelenir ve ortadan kaybolur!

Eyvah! Onun gidişiyle büyük bir kuraklık başlar, kıtlık olur.

Ekinler kurur, hayvanlar üreyemez, insanlar ve hatta büyük tanrılar bile açlıktan kırılma noktasına gelir.

Baş Tanrı (Fırtına Tanrısı) ve diğer büyük tanrılar Telepinu'yu bulmak için en güçlü kartalları ve habercileri dört bira yana gönderirler. Nafile! Hiçbiri kayıp tanrının izini bulamaz.

Ana Tanrıça Hanna-hanna (veya Hannahannah),

“Buldum” der.

“Telepinu'yu araması için küçük bir bal arısını görevlendireceğim”.

"Koca tanrıların bulamadığını bu küçücük arı mı bulacak?" denilir, eleştirilir elbette.

Arı görevi almış, yola koyulmuştur bile.

Bizim minik arı uçar da uçar ve Telepinu'yu bir ormanda uyurken bulur.

Uyandırmak için onu ellerinden ve gözlerinden sokar, yaralarına da mum sürer.

İlk başta canı yandığı için daha da öfkelenen Telepinu, büyü ve şifa tanrıçası Kamruşepa'nın da yardımıyla sakinleştirilir, evine geri gönderir.

Bereket tanrısı dönmüştür artık.

Anadolu topraklarına yeniden bolluk, yağmur ve neşe gelir.

Kaynaklar

Aktüel Arkeoloji Dergisi. (2024). Kaybolan Tanrı Telipinu ve Kutsal Eya Ağacı.

Anadolu Uygarlıkları Portalı. (2023). Hitit Mitolojisi ve Doğa Kültleri.

Anşin, R. ve Özkan, Z. C. (2006). Tohumlu Bitkiler (Spermatophyta): Odunsu Taksonlar.

Aslan Bozbıyık, M. ve Çelem, H. (2018). Kentsel Açık-Yeşil Alanlarda Kurakçıl Peyzaj (Xeriscaping) Düzenlemeleri İçin Uygun Bitki Türlerinin Belirlenmesi. Türkiye Tarımsal Araştırmalar Dergisi, 5(2), 112-125.

Baytop, T. (1999). Türkiye'de Bitkiler ile Tedavi (Geçmişte ve Bugün). İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri.

Dinçol, A. (1982). Anadolu Mitolojisi. İstanbul: Gelişim Yayınları.

Gül, A. ve Gezer, A. (2005). Kentsel Peyzajda Ağaç ve Çalılar. Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi Yayınları

Güterbock, H. G. (1946). Kumarbi Mitosları: Kumarbi Efsanesi Hakkında Hitit Metinleri. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Hooke, S. H. (1993). Ortadoğu Mitolojisi. (Çev. Alaeddin Şenel). İstanbul: İmge Kitabevi.

Karauğuz, C. (2009). The Missing God Telipinu Myth: A Chapter from the Ancient Anatolian Mythology. Tarih Araştırmaları Dergisi, 28(46), 1-15.

Kaygusuz, İ. (2010). Telipinu'nun Öfkesi.

Mamıkoğlu, N. G. (2007). Türkiye'nin Ağaçları ve Çalıları.

Reyhan, E. (2026). Hitit Metinlerinde Orman. ResearchGate.

Tang, Y., Yang, M., & Zhang, J. (2020). Pharmacological and phytochemical attributes of Sophora japonica L.: A review. Journal of Ethnopharmacology, 259, 112-132.

Türkiye Geofitleri Veri Tabanı. (2024). Sophora japonica L. (Japon Soforası) Bitki Tanım Kartı.

Ünal, A. (2003). Hititler Devrinde Anadolu: Kitap 2. Belge Yayınları.

Yaltırık, F. (1988). Dendroloji II: Angiospermae (Kapalı Tohumlular).