Bazı insanlar vardır; bir mesleği icra etmezler, o mesleğin hafızasına dönüşürler.

Burhan Alkar da Ankara için böyle bir isimdi.

Onun adı anıldığında yalnızca heykel sanatı değil, Cumhuriyet'in kültür anlayışı, kamusal sanatın değeri ve Ankara'nın sanatla kurduğu ilişki de akla gelir. Yıllar boyunca ürettiği eserlerle, yetiştirdiği öğrencilerle ve sanat üzerine düşünceleriyle kentin kültürel dokusuna sessiz ama kalıcı izler bıraktı.

Bugün Ankara sokaklarında yürürken gördüğümüz pek çok heykel, anıt ve kamusal sanat eseri yalnızca taştan, bronzdan ya da mermerden ibaret değildir. Onlar aynı zamanda bir dönemin estetik anlayışını, toplumsal hafızasını ve sanatçı emeğini taşırlar. Burhan Alkar, bu hafızanın yaşayan tanıklarından biriydi.

Kendisinden söz ederken sıkça ‘Heykelin Çınarı’ ifadesi kullanılırdı. Bu tanımlama yalnızca yaşını ya da meslekte geçirdiği yılları anlatmıyordu. Çınar nasıl kökleriyle toprağa, dallarıyla gökyüzüne uzanıyorsa; Burhan Alkar da geçmiş kuşaklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturuyordu.

Ankara'nın kültürel tarihi yazılırken sanatçılar çoğu zaman yapıların, meydanların ve müzelerin gölgesinde kalır. Oysa kentleri yaşatan yalnızca binalar değildir; o binalara anlam veren insanlardır. Burhan Alkar da Ankara'nın kültürel kimliğine anlam katan isimlerden biriydi.

Şimdi aramızdan ayrıldı.

Fakat gerçek sanatçılar tamamen gitmezler. O, Kızılay’da yaya bölgesinde yürürken, Atatürk’ün çiftlikteki Selanik’te doğduğu evin eşini ziyaret ederken, Güven Park’ta dolmuşa binmeye giderken TMO’un ününde veya Seğmenler Parkı’na girerken karşımıza çıkar.

Bir dönemin tanığıydı…

Ankara, bugün çınarlarından birini daha kaybetti.

Kendisine rahmet, ailesine, öğrencilerine, dostlarına ve sanat camiasına başsağlığı diliyorum.

Whatsapp Image 2026 06 23 At 13.06.10-1

Rahatsızdı, çok sevdiği ve hiç çıkmak istemediği atölyesinde buluşamıyorduk, evine gitmiştik.

Öğrencisi Heykeltıraş Aslan Başpınar ile son ziyaretimizden değerli bir kare…