Sevgili Okur,
“Biz çok şaşkın varlıklarız. Birisi için, hayatını işsiz güçsüz geçirdi deriz; ‘Bugün hiçbir şey yapmadım.’ deriz. Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en güzel, en şerefli işinizdir.”
Montaigne’nin Denemeler kitabında bu satırlarla karşılaştım. Montaigne’nin bu cümlesi beni yaşamın kendisini yeniden düşünmeye itti.
Evet…
Sizin yaşamınız nasıl var oluyor?
Modern insan yaklaşık 300 bin yıldır bu dünyanın üzerinde yaşıyor. Bilim dünyasının kabul ettiği tahminlere göre bugüne kadar yaklaşık 117 milyar insan yaşamış. Hepimizin yaşam üzerinde küçük ya da büyük bir izi var aslında. Birçok inanç sisteminde bu dünya bir durak olarak kabul edilse de, modern insan yaşadığı dünyayı her zaman daha yaşanabilir hâle getirmeye çalışmış. Burada kullandığım “modern insan” ifadesi yalnızca bugünün insanını değil, şimdiye kadar yaşamış bütün insanlığın ortak mücadelesini anlatıyor.
Peki modern insan, bugünün Türkiye’sinde nasıl bir yaşamın içinde yer alıyor?
Biz nasıl yaşıyoruz?
Montaigne, kavramların derinine inip bizi boğmadan, yaşamanın da başlı başına bir iş olduğunu soğuk su gibi yüzümüze vuruyor. Peki biz gerçekten bir günün sonunda “Yaşadım ya…” diyebiliyor muyuz?
Bugünün Türkiye’sindeki gündem kalabalığına şaşıranlar, benim çok sevdiğim 32. Gün arşivlerine göz atsınlar. Amacım bugünün gündemini küçümsemek değil. Sadece yaşadığımız dünyanın her dönem çalkantılarla dolu olduğunu hatırlatmak. Her çağın insanı başka bir olayın gölgesinde yaşamış.
Yaşamın yalnızca mutluluk sunmak gibi bir görevi olduğunu düşünmek, insanı gerçek hayatla karşılaştığında en kırılgan hâline getiriyor.
Bugün Türkiye’nin gündemi siyaset, spor ve magazin haberleriyle olabildiğince kalabalık. Biz yaşamın bir nimet olduğunu tekli bir koltuğa misafir edip, gündemin ağırlığıyla kavgaya tutuşurken kendi yaşamımızın hangi parçasından vazgeçiyoruz?
“Ne yapalım, susalım mı?” sorusunun ötesinde başka bir soruya ihtiyacımız var.
Acaba insan, yaşamını fark etmeden başkalarının çizdiği gündem doğrultusunda mı sürdürüyor?
Ülkedeki en büyük ortak gündemlerden biri futbol.
Bu endüstri insanın düşünce dünyasını ne derecede etkiliyor?
Zihin açılsın diye “Siyah zeytini amuda kalkarak yutun.” diyen bir anlayış, insanın gerçek gelişimini ne kadar isteyebilir?
Bir soru da şu:
Biz insanlar tek başımıza bırakıldığımızda doğruyu bulabilecek zihinsel yeterliliğe gerçekten sahip miyiz?
Bu sorunun cevabını bazen kitaplarda değil, hayatın içinde görüyoruz.
İki gün önce Aksu Hastanesi otomasyon kabulünden dönerken arabada bir olayı anlattım.
Tanıdığım iki iş insanı vardı.
İkisi de sıfırdan gelme mühendisti.
Biriyle külliye, diğeriyle data center projelerinde çalıştık.
İkisi de bir yıl içinde dışarıdan bakıldığında maddi olarak zirveye çıktı.
Biri kazandığı parayla Akdeniz’de bir ada işletmesini satın aldı.
Diğeri hiç bilmediği bir fabrikanın ortağı oldu.
Bir başka tanıdığım ise otomasyon işlerinden kazandığı parayla spor salonu açtı.
“İnsanı ölünceye kadar takip et; son nefesinde bile hata yapabilir.” sözünü bu kez üçgen ayna gibi kendi yüzümüze çevirelim.
Acaba bu insanlar nerede hata yaptı?
Böyle hayatları görünce insan, yaşamın değerini yeniden sorgulamaya başlıyor.
Kimileri ise hiçbir hata yapmadan, çok yaylı kanepesinde çekirdeğini çıtlatırken, yaşamın kendisine karşı sert davrandığından yakınıyor.
Yaşamak en şerefli işimiz diyelim…
Peki hakkıyla yaşayabiliyor muyuz?
Ya da hakkıyla yaşamak gerçekten ne demektir?
Yaşamın bütün cevaplarını çok satan kişisel gelişim kitaplarında bulmak pek mümkün olmuyor.
Şartlar ne olursa olsun yaşamın içinde ayakta kalabilmek bana göre insanın en büyük başarısıdır.
Belki de yaşamın en değişmeyen gerçeği de bu.
Çünkü yaşam, bize sürekli yeni sorunlar çıkararak ilerliyor.
Bunlar bazen ekonomik kriz, bazen hastalık, bazen ayrılık, bazen başarı, bazen de beklenmedik mutluluklar oluyor.
Belki de mesele kusursuz yaşamak değildir.
Mesele, yaşam bize ne getirirse getirsin, onu yaşamaya devam edebilmektir.
İşte o zaman Montaigne’nin “Yaşadınız ya!” sözü, güzel bir cümleden çok daha fazlasına dönüşüyor.
Sağlıcakla.
Yaşadınız Ya!
Serhat Yıldız
Yorumlar
Trend Haberler
Sigaraya Zam Geldi!
Ankara Çankaya'da Kanlı Tartışma!
Kerem Bürsin’in Partneri Sıla Türkoğlu mu Olacak?
Teksif'te Genel Kurul Öncesi Değişim Çağrısı!
Keçiören’de Keşmir Dayanışma Günü’ne özel fotoğraf sergisi
Yeşilçam’ın unutulmaz filmleri Ankara’da açık havada gösterilecek