Sevgili Okur,
“Kimse kendi içine inmeye çalışmaz.” demiş Persius.
Bu deyişin, riski büyük kaldıraçlı zihnimizdeki tam karşılığı ne olabilir?
Kendi içimizde haksızlığa uğradığımızı söyleyen trampetler bir orkestra gibi tüm sinir uçlarımızı yoklarken, gerçeklik bunun neresinde bir çocuğun “ce” demesi gibi bizimle oynuyor?
Duvarları simsiyah, madenin dar geçişlerini andıran kendi içimize inmeye çalıştığımız zaman, “Biz haklıyız, dünya hatalı.” varsayımı neleri doğru yapmamıza engel oluyor?
Bir suç varsa bunu sürekli dışarıda ararken, kendi içimizde fokurdayan nehirlere bizden başka kim “dur” diyebilir?
Tanıdığım bir firma var. Üst yönetim hep haklı, diğerleri haksız. Belirli periyotlarda üst yönetim değişiyor. Yeni gelen bir süre ılımlı oluyor, sonra o da ortama uyum sağlıyor.
Bir animasyon vardır; iki antilop nehirdekinin timsah mı, kütük mü olduğunu tartışırlar. İlk kaos gönüllüsü “Kütük.” der, üzerine basar ve av olur. Bir süre arkadaşının av olduğunu gören diğer antilop öne geçer. Av olanın yerine bir diğeri gelir ve bu döngü böyle devam eder gider.
Gitmiş de.
Gelişmiş ama.
Toplum içinde düşünürler, öncüler, fikir insanları gelişim için timsah ile kütük arasındaki ayrımı iyi yapmışlar. Günümüz Türkiye’si haberler açısından ne kadar çalkantılar içinde ilerliyor olsa da, bugünün olaylarına bakan gözler durum analizi karşısında kendi içlerine dönmedikleri takdirde yetersiz kalacak.
Çünkü dışarıdaki timsahı görmek yetmiyor. Bazen nehrin kıyısında neden beklediğimize de bakmamız gerekiyor.
Bu hafta Atatürk’ün uşağı Cemal Granda’nın yazdığı Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri kitabını sesli dinliyorum. Çok keyif aldığım bir kitap oldu. İçinde ne hazineler var, okumak lazım. Hatta anlatılan bazı olaylara trafikte bir iki defa kahkaha attım. Tebessüm ettiğim çok yer oldu. Tabii tebessümlerin altında akan, o dönemde yaşanan dramlar da yok değil.
Bu samimi kitapta Cemal Granda’nın tanıklığından Atatürk’ün olaylar karşısındaki duruşunu da görüyorsunuz. Benim dikkatimi çeken, karşılaştığı meselelerde sürekli bir çözüm yolu araması oldu. Dışarıda olan bitenin çıkardığı kara dumanlara bakmakla yetinmeyip, kendi içine de inmeye çalışmış.
Bir doğru karşısında kendi içindeki benliğin, her şartta bir çocuk gibi elini tutmasına ve yön göstermesine izin vermiş.
Bize düşen de bundan başkası değil.
Şartlar ne olursa olsun, zor olan kendi içimizde yolu bulmak ve oradan ilerleyebilmektir.
Evet, günümüz dünyasının ve ülkemizdeki ekonomik şartların insan zihninde bir fren baskısı yarattığı doğru. Küçük bir araştırma yaptım. OECD verilerine göre 20–29 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yarısı hâlâ aileleriyle yaşıyor. Bu oran OECD ortalamasında 2006’da yaklaşık %45 iken 2022’de %50’ye yükselmiş. Türkiye de ailesiyle yaşayan gençlerin oranının OECD ortalamasının üzerinde olduğu ülkeler arasında.
Şartlar insanın hareket alanını daraltabilir. Bazen önümüzde gerçekten bir duvar vardır. Ama mesele, duvarın varlığını inkâr etmek değil; o duvarın karşısında ne yaptığımızdır. Başka bir yol arıyor muyuz, yoksa bütün yolların kapandığına mı karar veriyoruz?
Geçen haftalarda bina otomasyon partnerimiz Honeywell ile toplantı yaptık. Şirketin genel mimarisinde sürekli yeni hedefler koyması ve yöneticilerini bu hedefler doğrultusunda alternatiflere yöneltmesi beni her zaman etkilemiştir.
Benim bu iş yapış biçiminden çıkardığım sonuçta “olmaz” diye bir kavram yok.
Olmuyorsa başka şekilde bir çözümü vardır.
Hiç olmuyorsa farklı bir hedef vardır.
Bu da bana göre bir şirketin kendi içine bakıp gideceği yolu yeniden belirleyebilmesidir. Çünkü kendi içine dönmek yalnızca insanın kusurunu araması değildir. Bazen elindekini görmek, yapamadığını kabul etmek ve oradan başka bir yol bulmaktır.
Bu satırları sabah yazıyorum.
Tavandan gayet büyük bir kırkayak tam önüme düştü. Çalışma masasının üzerindeki çekmecede gidecek yeri olmamasına rağmen mücadeleyi hiç bırakmadı.
Kırkayak bir yere gidemiyor ama deniyor işte.
Eşimi görmesi için aradım ve iki ayaklı ben, bir peçete eşliğinde kırkayağı bahçede özgürlüğüne bıraktım.
Persius’tan başladık, kırkayağa geldik.
Belki de kendi içine inmek, orada oturup kendimizi suçlamak değildir. İçeride ne olduğunu görmek, yanlış yolu fark etmek ve başka bir yol aramaktır.
Kırkayak önündeki çekmeceyi aşamadı ama yürümeyi bırakmadı.
Bizimse iki ayağımızın yanında bir de aklımız var.
Timsahı kütükten ayırmak için bazen dışarıya daha dikkatli bakmak değil, kendi içimize biraz daha derin inmek gerekiyor.
Sağlıcakla.
Başka Bir Yol
Serhat Yıldız
Yorumlar
Trend Haberler
Süper Loto’da Büyük İkramiye 362 Milyon TL’yi Aştı: Çekiliş Bugün
Keçiören Basınevleri’nde 40 Yıllık Sel Sorunu Çözülüyor
MSB’den SDG Kararı Sonrası Kritik Açıklama: TSK Desteğini Sürdürecek
6 meclis üyesi CHP’den ayrılarak AK Parti’ye geçti
Sincan’da Semt Pazarlarına Sıkı Denetim
Ankaragücü Güçlü Sponsoru ile Sözleşme Yeniledi