30 Ağustos…
Bir milletin bağımsızlık iradesini tarihe yazdığı, zaferin yalnızca bir sonuç değil; inancın, cesaretin ve kararlılığın adı olduğu gün.
Bazı günleri anlatmak için uzun cümlelere ihtiyaç yoktur. Bir tarih söylersiniz ve o tarihin taşıdığı anlam, zaten kendi sözünü söyler.
30 Ağustos da böyle bir gün.
Bu yıl Zafer Bayramı’nı, üniforma ile tuvali aynı yaşamda buluşturan bir isim üzerinden anlatmak istedim: Sinan İlen.
Sinan İlen’i yıllar önce Sıcacık Sanat programımda konuk etmiştim. Sanat üzerine sohbet ettiğimiz programda, canlı yayında bir de Atatürk portresi çalışmıştı.
Bir eserin tamamlanmış hâlini görmek başka, ortaya çıkış sürecini izlemek başka… Çizginin belirginleşmesini, renklerin yerini bulmasını ve portrenin adım adım oluşmasını izlemek, sanatın üretim sürecine doğrudan tanıklık etmektir.
İlen’in suluboya kullanması da bu çalışmayı ayrıca dikkat çekici kılıyordu. Suluboya, şeffaflığı ve geri dönüşü sınırlı yapısı nedeniyle sanatçıdan ölçülü ve kontrollü bir çalışma ister. Özellikle yüz gibi ifadenin önem taşıdığı bir konuda, küçük bir ton değişikliği bile portrenin bütününü etkileyebilir.
Atatürk gibi yüzü herkesçe bilinen ve karakteristik özellikleri güçlü bir kişiliği suluboyayla çalışmak, bu açıdan yalnızca teknik bir tercih değildir; aynı zamanda dikkat ve sorumluluk gerektirir.
1970 yılında Eskişehir’de doğan Sinan İlen, 1989 yılında Jandarma Subay Okulu’na girdi. Askerlik mesleği ile sanat çalışmalarını yıllar boyunca birlikte sürdürdü.
Üniforma ve tuval, onun hayatında iki ayrı alan gibi görünse de, her ikisinin ortak noktasında dikkat, gözlem ve ayrıntı var.
Bir portreyi başarılı kılan da çoğu zaman burada başlıyor.
Yüzün yalnızca biçimini değil, ifadesini de doğru okuyabilmek…
Atatürk portreleri söz konusu olduğunda bu konu benim için daha da önemli.
Çünkü Atatürk’ü resmetmek, yalnızca tanınan bir yüzü tuvale aktarmak değildir. Yüzün karakteristik özelliklerini, bakışını ve ifadesini koruyarak sanatçının yorumunu ortaya koyabilmek gerekir.
Sanatın elbette özgür bir tarafı vardır. Ancak bazı portrelerde bu özgürlüğün yanında güçlü bir sorumluluk da bulunur. Atatürk portresi de benim için bu alanlardan biridir.
İlen’in çalışmalarında dikkat çeken noktalardan biri, bu sorumluluk duygusunu suluboyanın kendine özgü diliyle bir araya getirmesidir.
Yıllar önce Sıcacık Sanat programımda gerçekleşen o çalışma, bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle yeniden hatırlanmayı hak ediyor diye düşündüm.
Çünkü 30 Ağustos yalnızca bir zafer tarihi değil; bağımsızlığın, kararlılığın ve bir milletin kendi geleceğini belirleme iradesinin simgesi.
Sanat da bu büyük anlamı kendi diliyle anlatmanın yollarından biri.
Bazen bir portrede…
Bazen tek bir bakışta…
Bazen de bir sanatçının seçtiği malzemede ve o malzemeyi kullanma biçiminde.
Ben de bu 30 Ağustos’ta Sıcacık Sanat köşemde, yıllar önce programımda konuk ettiğim İlen’in sanatını bu pencereden ele almak istedim.
Üniformadan tuvale uzanan yolculuğu, askerlik disipliniyle sanatın dikkat ve gözlem gerektiren yönlerinin nasıl buluşabileceğini gösteren farklı bir örnek.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, 30 Ağustos Zaferi’nin tüm kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Cumhuriyetin ışığında, sanata ve hayata aynı merakla bakmaya devam…
Çünkü sanat, kalpten kalbe uzanan en sıcak köprüdür..
Sıcacık Sanat köşemden, sıcacık sevgilerimi gönderiyorum.
Sevgiyle sanatla……