Bu köşemi her hazırladığımda içimde küçücük bir heyecan oluyor. Çünkü burada yalnızca sanattan söz etmiyoruz; bazen bir sanatçıdan, bazen bir eserden, bir sergiden, bir sahneden, bir müzikten konuşuyoruz.
Bazen de sanatın hayatımıza bıraktığı küçücük bir izden…
Ben anlatacağım, siz okuyacaksınız. Belki bir yerde durup, “Ben de böyle hissediyorum.” diyeceksiniz.
İşte bugün, bir ressamın hikâyesine bakacağız.
Ama yalnızca tablolarına değil; o tabloların başladığı yere de…
BİR FIRÇA, BİR MEMLEKET, İKİ DÜNYA RAHMİ PEHLIVANLI
Bir ressamı anlatırken bazen önce tablolarına değil, hikâyesine bakmak gerekir.
Nerede doğdu?
Nereden çıktı?
Fırçası onu nerelere götürdü?
Rahmi Pehlivanlı’nın hikâyesi işte burada başlıyor:
Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde.
Anadolu’nun bir ilçesinden çıkıp kralların, kraliçelerin ve devlet adamlarının portrelerini yapan; sanatını dünyanın farklı coğrafyalarına taşıyan bir ressam…
Bu yüzden ona “Kralların Ressamı” denildi.
Ama ben Rahmi Pehlivanlı’yı yalnızca bu unvanla anlatmak istemiyorum.
Çünkü beni asıl düşündüren şey şu:
Keskin’den çıkan bir fırça, dünyaya nasıl ulaşır?
Belki bir ressam olarak bu sorunun cevabını ararken, tuvalin karşısında başka türlü bakıyorum.
Bir portre benim için yalnızca bir yüz değildir. Bir bakışın içinde bir hayat, bir duruşun içinde bir karakter, bazen tek bir rengin içinde bile bir duygu saklıdır.
Rahmi Pehlivanlı’nın eserlerine baktığımda da önce yüzler dikkatimi çekiyor.
Bir bakış…
Bir duruş…
Bazen küçücük bir ifade…
Sanki yalnızca insanın nasıl göründüğünü değil, kim olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Belki de bu yüzden yıllar geçse de o yüzler bize uzak gelmiyor.
Yüzler değişiyor ama insanın bakışı değişmiyor.
Ve sonra yolumuz yeniden Keskin’e dönüyor.
Çünkü dünyanın farklı coğrafyalarına uzanan bu hikâyenin başladığı yer hâlâ orada.
Doğup büyüdüğü konağın bugün Rahmi Pehlivanlı Müze Evi olarak yaşatılması da bu yüzden kıymetli.
Bir çocuğun o kapıdan girip bir tabloya uzun uzun baktığını düşünün.
Belki “Bu insan kimmiş?” diye soracak.
Belki hiçbir şey söylemeden çıkacak. Belki de eve döndüğünde eline bir fırça alacak.
İlk resmi güzel olmayabilir.
Ama belki o gün içinde küçük bir merak başlayacak.
Sanatın bazen yaptığı tam da bu değil mi? Bir cevap vermek yerine yeni bir soru bırakmak…
Bu yazıyı hazırlarken ailesinden de bilgi alma fırsatım oldu. Kırıkkale’den tanıdığım ve Rahmi Pehlivanlı’nın üçüncü kuşak yeğeni olan Sayın Engin Pehlivanlı beyefendi ile de konuştum.
Bu benim için ayrıca kıymetliydi.
Çünkü dışarıdan baktığımızda karşımızda “Kralların Ressamı” var.
Ailesinin anlattıklarıyla baktığımızda ise karşımızda Rahmi amca…
Bir aile büyüğü, bir akraba, hatıraları olan bir insan.
Bir sanatçı olarak bu tarafı bana daha yakın geliyor.
Çünkü biz bazen sanatçının eserini görürüz; o eserin arkasındaki insanı unutabiliriz.
Oysa her tuvalin arkasında bir hayat vardır.
Bir bekleyiş, bir mücadele, bir duygu, belki kimsenin bilmediği bir hikâye…
Rahmi Pehlivanlı’nın eserlerine bugün hâlâ bakabiliyor olmamızın güzelliği biraz da burada.
Sanatçı aramızda olmasa bile, bıraktığı eser onunla aramızdaki sessiz konuşmayı sürdürüyor.
Ben de bu hafta Sıcacık Sanat’ta, Rahmi Pehlivanlı’ya yalnızca “Kralların Ressamı” olarak değil, Keskin’den çıkıp dünyaya uzanan bir sanatçı olarak bakmak istedim.
Çünkü bazen bir sanatçının hikâyesini anlamak için bütün hayatını bilmek gerekmiyor.
Bir tabloya bakmak yeter.
Bir yüzün gözlerinde biraz durmak…
Bir fırça izini takip etmek…
Ve kendimize şu soruyu sormak:
“Bu insan, bize ne anlatmak istedi?”
Belki cevabı bulamayacağız.
Ama sanat zaten her zaman cevap vermek zorunda değil.
Bazen yalnızca bizi düşündürmesi yeter.
İşte bu yüzden;
Bir fırça…
Bir memleket…
İki dünya…
Ve aralarında yıllar geçse de kopmayan bir bağ:
Rahmi Pehlivanlı.
Böylelikle Ölüm yıldönümünde rahmetle anmış olduk.
Daha önce de ne demiştik?
Sanat, kalpten kalbe kurulan en sıcak köprüdür.
Sıcacık Sanat köşemden hepinize sıcacık sevgilerimi gönderiyorum.
Haftaya yeniden görüşmek
Sevgiyle ve Sanatla…..
Sıcacık Sanat’a Hoş Geldiniz…
Emel Akbulut
Yorumlar
Trend Haberler
Çankırı’da 4.2 büyüklüğünde deprem
Marmara'da 55 saatte 117 deprem: Büyük depremin habercisi mi?
Gram altın yeniden 7 bin TL'yi aştı!
Ankara'nın merkezinde 2 bin 800 yıllık tarih gün yüzüne çıkarılıyor!
İnegöl’de Otomobil Alt Geçidin Koruma Demirlerini Yıktı: Sürücü Yaralandı
Manisa merkezli 5 ilde suç örgütü operasyonu