“Taşımalı eğitime ve MESEM uygulamalarına son verilmeli, kapatılan köy okulları açılmalıdır. ÇEDES ve benzeri protokollerle okullar cemaat ve tarikatlara açılmamalı, karma eğitimi tehlikeye atan uygulamalardan vazgeçilmeli, aileler, öğrenciler, sendikalar karar, uygulama ve değerlendirme süreçlerine katılmalıdır.” .”
Türkiye’nin ulusal birliğine, toplumsal huzuruna ve çağdaşlaşma yolundaki kazanımlarının korunmasına yönelik olan yukarıdaki görüşler, 11 Eylül 2026 tarihinde Ankara’da, Tüketici Hakları Derneği-Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) iş birliğinde düzenlenen ”Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Başlarken Kamusal Eğitim, Artan Eğitim Masrafları ve Velilerin Hakları” konulu panelde dile getirildi.
Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Ergün Kılıç’ın yürüttüğü, kısa adı Veli-Der olan Öğrenci Veli Derneği Ankara Şubesi Başkanı Hülya Daran Deveci ile kısa adı Eğitim-Sen olan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez’in konuşmaları, insan soyuna yakışan bir yaşam biçimi için gerekli olan hedefleri işaret etmesi açısından tarihseldir. Konuşmalar, Dünya’nın, Güneş’in çevresinde dönerken, sonsuza dek akıl, vicdan, umut, sevgi, huzur ve barıştan da güç alması gerektiğini şiir ve müzik tadında haykırmıştır.
Örgütleriyle binlerce, yürekleriyle milyarlarca insanın temsilciliğini yaptığına inandığım iki toplum gönüllüsünün konuşmalarından şu haykırışları paylaşmak istiyorum.
“Eğitim fırsat eşitliği değil kamusal ve temel bir haktır. Tüm kamu okullarında parasız ve koşulları eşit olmalıdır.
Öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek verilmelidir. Hiçbir çocuk yoksulluk, açlık nedeniyle eğitim hakkından yoksun bulunmamalıdır.
İkili ve taşımalı eğitime, kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmelidir. Kapatılan köy okulları açılmalıdır.
Pedagojik, sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamı ivedilikle sağlanmalıdır.
Okullarda şiddete ve akran zorbalığına engel olunmalı, gerekli güvenlik önlemleri alınmalı, şiddeti besleyen ortamları kurutacak demokratik ve katılımcı yöntemlerle, ”okul sosyal hizmeti” modeli uygulanmalıdır.
Karma eğitim sürdürülmeli, karma eğitimi sonlandırmayı hedefleyen uygulamalardan vazgeçilmelidir. ÇEDES ve benzeri protokoller aracılığıyla okullar cemaat ve tarikatlara açılmamalı, düzenlenen panel, kurs, kamp ve seminerlerle tehlikeli boyutlara varan dinselleşme politikalarından vazgeçilmelidir. Kamusal, laik ve demokratik eğitim anlayışına yönelik uygulamalı tehditler ortadan kaldırılmalıdır. Eğitim emekçilerinin, sendikaların, öğrencilerin, annelerin, babaların, velilerin; doğrudan veya dolaylı olarak okulla ilgili konulardaki karar, uygulama ve değerlendirmelere katılmaları sağlanmalıdır.
Ayrıcalık değil yaygın, ücretsiz ve nitelikli kamusal bir hak olan “Okul Öncesi Eğitim” politikası, tüm aileleri olumlu etkileyecek şekilde yaygınlaştırılmalıdır. Bu şekilde kadının üretimdeki yeri güçlendirilmeli, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır.
Çocuk emeği sömürüne ve MESEM uygulamalarına son verilmelidir.
Eğitim bütçesi artırılmalı, kamu okullarının tüm gereksinmeleri devlet bütçesinden karşılanmalıdır. Okullar işletme olarak görülmemeli, eğitim yöneticileri ek kaynaklar bulmaya zorlanmamalıdır.
Okullarda ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli, öğretmen açığı ivedilikle giderilmeli, yeterli sayıda, nitelikli ve kadrolu çalışanlar sağlanmalıdır.
Devlet, aileleri özel okullara mecbur bırakmamalıdır.”
İki eğitimci ve toplum gönüllüsünün, örgütleri adına yaptıkları şiir gibi, şarkı gibi, türkü gibi haykırışlarına eklemek istediklerim de var.
Birleşmiş Milletler Örgütü ve Avrupa Birliği gibi uluslararası oluşumların eşgüdümünde ve Dünya genelinde;
Her düzeydeki eğitim-öğretim kurumlarında, kadın-erkek cinsiyet eşitliği, yüz yüze ve göz göze iletişim, etkin yurttaşlık, gönüllülük, işbirliği, dayanışma, örgütlenme, siyaset, demokrasi, adalet, sağlık, güvenlik, canlıların yaşama hakları, sevgi, şefkat, saygı, hoşgörü, mobbing, akran zorbalığı, öfke kontrolü başta olmak üzere duyguların yönetimi, şiddetin çeşitleri, zararları, önleme, koruma ve korunma yöntemleri, düşmanlık, hiddet, nefret, kin ve intikam duygularından uzak, dostluk ve barış içinde, mutlu ve umutlu yaşamak” konuları uygulamalı olarak işlenmelidir.
Eğitim ve sağlık hizmetleri her yerde parasız, eşit ve ulaşılabilir olmalıdır.
Okullar ve üniversiteler, Türkiye ve Dünya’da, birilerinin “ahh” dediği olumsuz bir olay karşısında, “ohh” demeyecek çocukları ve gençleri yetiştirmelidir.
Çocuklar; Türkiye ve Dünya’da, siyasal, kültürel, dil, ırk, inanç ve diğer farklılıklar, hoşgörü, saygı, dostluk ve barış içinde yaşayabilmelidir.
Çocuk ve gençler, hayvan, doğa ve çevre sevgisi, hava, toprak ve suyu korumak bilinci ile yetiştirilmelidir. Evlerde, sokaklarda veya doğada yaşayan hayvanlarla, onlara zarar vermeden iletişim kurmaları, onları ve kendilerini korumaları, barınmalarını ve beslenmelerini desteklemeleri konularında aile bireylerinin bilgilerini ve deneyimlerini artıran uygulamalı eğitim programları hazırlanmalıdır.
Azınlıklıklar kavramı, ders kitaplarından, yazılı kaynaklardan ve sözlü ifadelerden çıkarılmalıdır. Farklı yurttaşlara, sayıları daha az diye azınlık denmesi ayırımcılıktır. Azınlıklar yoktur, farklılıklar vardır.
Geçmişte yaşanmış veya bugün var olan kültürlere, kültürel varlıklara, inançlara, devletlere yönelik olumsuz yorumlar ülkelerdeki eğitim-öğretim belgelerinden ve yayınlarından, çıkarılmalıdır.
Hiçbir ülkede, çocuk askerler, çocuk işçiler ve çocuk yaşta evlendirmeler olmamalıdır.
Uluslararası sözleşmelerle ilgili bilgilendirmeler çocuk yaşta yapılmalıdır. Bu konuda, ailelere ve her düzeydeki eğitim-öğretim kurumlarına yönelik sürdürülebilir programlar hazırlanmalıdır.
Şiddete şiddetsiz tepki kültürü geliştirilmelidir. Savaşlara ve silahlı kalkışmalara son verilmeli, haklar silahsız ve şiddetsiz korunmalı, aranmalı ve savunulmalıdır. Ağır ve hafif ayırımı yapmadan silah ve zararlı maddelerin üretimi ve kaçakçılığı durdurulmalı, sağlanacak kaynaklar eğitim, sağlık, şiddetsiz iletişim, adalet, istihdam, sevgi, dostluk ve barışın sürdürülmesi için kullanılmalıdır.
Haydi, Türkiye’nin ve Dünya’nın anneleri, her yerde ve her zaman, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…