Bazı insanlar hayatımıza gerçekten girmez; önce bir cümlenin, bir kitabın, bir eserin içinden bize dokunurlar.
Füreya Koral’la benim karşılaşmam da böyle oldu.
Ayşe Kulin’in kitabında tanıdım onu. O sıralarda ben de sanat yolunda kendime yeni bir yön çiziyordum. Resim, tiyatro ve kamera önü hayatımda giderek daha fazla yer kaplıyor, kendi dünyamı sanatla kurmaya çalışıyordum.
Seramik ise benim yolum değildi.
Ama Füreya ilgimi çekti.
Önce merak ettim. Sonra araştırdım. Araştırdıkça da yalnızca yaptığı işe değil, hayata karşı tavrına hayran kaldım.
Füreya’nın hayatında kolay yollar yoktu. Genç yaşta geçirdiği verem hastalığı, onu hayatın başka bir tarafıyla karşı karşıya bırakmıştı. Ardından gelen yıllar, özel hayatındaki değişimler ve ikinci evliliği, hayatında yeni bir dönemin kapısını açtı. Kılıç Ali ile yaptığı evlilik de bu yolculuğun önemli duraklarından biriydi.
Tüm bunları öğrendikçe Füreya daha da dikkatimi çekmeye başladı.
Fakat Füreya’yı asıl Füreya yapan şey, yaşadıklarının içinde kaybolmamasıydı.
Kendisine yeni bir yol açtı.
Toprağa dokundu.
Çamuru şekillendirdi.
Ateşin içinden geçirdi.
Ve ortaya yalnızca seramikler değil, kendine özgü bir sanat dili çıkardı.
Türkiye’de seramik sanatının öncülerinden biri olması elbette çok kıymetli. Ama benim Füreya’da sevdiğim başka bir taraf vardı:
Kendini yeniden kurabilmesi.
Çünkü sanat biraz da bununla ilgili değil mi?
İnsan bazen bildiği yolda yürürken bir yerde duruyor. Sonra hayat, hiç düşünmediği başka bir kapıyı açıyor. O kapıdan geçmeye cesaret ettiğinde ise kendisini yeniden keşfediyor.
Füreya’nın duvarlara, yapılara ve kamusal alanlara taşıdığı seramikler de bana bunu düşündürüyor. Sanatın yalnızca galerilerde ya da müzelerde kalmak zorunda olmadığını; hayatın içine karışabileceğini, insanlarla aynı mekânda nefes alabileceğini gösterdi.
Ben resim yapıyorum, tiyatroda oynuyorum ve kamera önünde sunuculuk yapıyorum.
Benim malzemem tuval, renk, sahne ve kamera önü…
Füreya’nınki ise toprak ve ateşti.
Ama aramızdaki mesafe ne kadar farklı görünse de sanatın aradığı şey aynı:
İnsanın kendi sesini bulması.
Belki bu yüzden Füreya’yı okurken yalnızca bir sanatçıyı tanımadım.
Bir kadının kendi hayatına yeniden yön verebilme cesaretini gördüm.
Ben onu önce bir kitabın sayfalarında tanıdım.
Sonra eserlerine baktım.
Sonra hayatını merak ettim.
Ve bugün geriye dönüp baktığımda, iyi ki o kitabın sayfaları beni Füreya’ya götürmüş diyorum.
Çünkü bazı karşılaşmalar sessiz olur.
Ama insanda uzunca süre kalır.
Belki sanatın en güzel tarafı da burada başlıyor.
Bazen bir tabloya bakarken, bazen bir heykelin karşısında, bazen bir sahnede ya da bir kitabın sayfalarında insan kendisine iyi gelen bir şey buluyor.
Sanat her şeyi değiştirmeyebilir.
Ama insanın içindeki yükü hafifletebilir, yarasına dokunabilir, ona yeniden nefes alabileceği bir alan açabilir.
İşte bu yüzden sanatın iyileştirici gücüne inanıyorum.
İyi ki sanat var.
Bu hafta Sıcacık Sanat köşemde, seramik sanatının öncü kadınlarından Füreya Koral’ı sevgiyle anmak istedim.
Toprağa dokunarak kendi dünyasını kuran, hayatın karşısına sanatla çıkan güçlü bir kadın olarak…
Çünkü sanat, kalpten kalbe kurulan en sıcak köprüdür.
Sıcacık Sanat’tan, sıcacık sevgilerimi gönderiyorum.
Sevgiyle ve sanatla
Füreya’yla Bir Kitabın Sayfalarında Karşılaştım
Emel Akbulut
Yorumlar
Trend Haberler
Çankaya ve Yenimahalle’de operasyon!
Çankırı’da Feci Kaza: 14 Yaşındaki Dilara Hayatını Kaybetti
Erzurum Palandöken’de Otomobil Takla Attı: 4 Yaralı
Osmanlı Padişah Tuğraları Pulları Satışa Çıktı
CHP Sözcüsü Müslim Sarı'dan Mansur Yavaş açıklaması
Sivas’ta Doğanın Gizli Hazinesi: Sülük Gölü Havadan Görüntülendi