Gündem öylesine yoğun ki, her sabah farklı bir haberle uyanıyoruz. Bir gün belediyelere operasyon, ertesi gün fenomenlere gözaltı, mafyatik örgütlere baskın… Kadın cinayetleri… Çocuk yaşta suça sürüklenen gençlerimiz…Sokaktaki vatandaş, “memlekette emniyet yok mu, can güvenliği tehlikede mi?” diye düşünmeden edemiyor. Ardından da yüksek sesle soruluyor: “Devlet nerede, hukuk nerede, istihbarat ne iş yapıyor?”
Oysa bu sorular yıllardır soruluyor ve cevabı hep aynı: Devlet vardır, devlet uyumaz. İstihbarat da 7/24 çalışır. Ancak devlet aklı, sıradan vatandaşın aklı gibi işlemez. Onun birinci kuralı, sistemin ve ülkenin hayatta kalmasıdır. Hükümetler, partiler, liderler gelip geçicidir; fakat devletin temel çıkarları kalıcıdır. Kararlar alınırken bu kalıcı varlığın zarar görmemesi esas alınır.
Devlet aklı, yalnızca bugünkü iktidarın programıyla sınırlı değildir. Dışişleri, istihbarat, askeri bürokrasi ve hukuk, ortak bir refleksle hareket eder. Yüzyıllara dayanan gelenekler, kimi zaman “derin devlet” diye adlandırılan yapılar, ulusal ya da uluslararası krizlerde devreye girer.
Bu yüzden günlük olaylara bakıp “devlet uyuyor mu, polis ne yapıyor, istihbarat nerede?” gibi sorular aslında yersizdir. Devlet aklı, zamanı geldiğinde harekete geçer. Bizlere düşen ise devletine bağlı kalmak, toplumsal ve hukuki kurallara uymak, yasalar çerçevesinde hayatımızı sürdürmektir.
Unutmayın: “Tavuk tar da sayılır.” Yani herkesin ne yaptığı, ne söylediği devlet aklıyla kaydedilir. Zamanı ve zemini müsait olduğunda devlet hesabını sorar. Bugün sessiz görünen devlet, yarın en güçlü şekilde devreye girer.
Bize düşen, devletin varlığını sorgulamak yerine, onun aklının işleyişini anlamaktır. Çünkü devlet uyumaz; sadece doğru anı bekler.