Kur’an-ı Kerim’de yüce Allah (CC): "Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın…" (Âl-i İmrân Suresi, 103.)
"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır…" (Âl-i İmrân Suresi, 105.) buyurarak, "Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır" Hadis-i şerifi ile Alemlere Rahmet olan Peygamberimiz de, Müslümanların birlik ve beraberliğinin ne kadar büyük bir değer olduğunu bizlere hatırlatıyor. Birlik; sadece aynı çatı altında bulunmak değil, ortak bir inanç, ahlak ve adalet anlayışı etrafında kenetlenmektir.
Geçtiğimiz günlerde Süleymancılar olarak bilinen, Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi'nin yolunu takip ettiğini ifade eden yapıya yönelik operasyonlar, cemaatlerin ve dini yapıların toplumdaki yeri konusunda yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Süleyman Hilmi Tunahan Hoca Efendi'nin, Kur'an eğitiminin son derece zor şartlarda sürdürüldüğü dönemlerde büyük fedakârlıklarla talebe yetiştirdiği ve Kur'an hizmetini yaşatmaya çalıştığı bilinmektedir. Bu mirasın temelinde para, makam veya güç değil; ilim, iman ve hizmet anlayışı bulunmaktaydı.
Elbette yıllar içerisinde herhangi bir yapının içerisinde bulunan insanların farklı tercihlerde bulunması, hatta kuruluş gayesinden uzaklaşması mümkündür. İnsan sayısı arttıkça imkânlar çoğalır, kurumlar genişler, ekonomik kaynaklar büyür ve yönetim mekanizmaları ortaya çıkar.
Para, makam, nüfuz ve güç; başlangıçta Allah rızası için yola çıktığını söyleyen insanlar için de ciddi bir imtihandır. Bu imtihanı biz, 15 Temmuz 2026’da yaşayarak dini duyguların istismar edilmesinin ne kadar ağır sonuçlara yol açabileceğini FETÖ/PDY ile tecrübe ettik. Bu nedenle devlet, kendi hukuk düzenine paralel bir güç odağının oluşmasına ve devlet kurumlarına yönelik hukuksuz yapılanmalara müsaade etmemelidir.
Ancak burada çok önemli bir denge gözetilmelidir: Bir cemaatin yöneticileri hakkında ortaya atılan iddialar, yıllarca Kur'an kurslarına, öğrenci yurtlarına ve eğitim faaliyetlerine destek veren insanların tamamını töhmet altında bırakmak adaletle bağdaşmaz.
Yapılan operasyonların hangi suçlar nedeniyle gerçekleştirildiği, kimlerin hangi fiillerden sorumlu tutulduğu ve hukuki sürecin hangi delillere dayandığı kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşılmalı.
Cemaatlerin insanlardan oluştuğu ve insanların ise hata yapabileceği gerçeği asla göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle asıl korunması gereken şey şahıslar veya makamlar değil, toplumsal birlik, hak, adalet ve İslam'ın ahlaki değerleridir.
İslam dünyasının bugün yaşadığı pek çok problemin temelinde parçalanmışlık, güvensizlik ve ortak hedef oluşturamama sorunu bulunmaktadır. Türkiye de bundan bağımsız değildir.
Toplumun farklı kesimlerinin ayrışıp kutuplaştığı bir dönemde, birbirini düşman gören yapılar yerine ortak değerlerde buluşabilen bir anlayışa her zamankinden fazla ihtiyacımız var. Bir binayı ayakta tutan tek bir büyük taş değil, bir duvarın tuğlaları gibi yan yana gelen ve birbirini tamamlayan bireylerin kenetlenmesidir. Ayrışmayı ve ötekileştirmeyi değil; birlikteliği ve dayanışmayı merkeze aldığımızda, toplumsal huzurumuz da tıpkı sağlam bir yapı gibi sarsılmaz bir güce kavuşacaktır.