Geçen hafta Türkiye’nin pasaport yolculuğunu anlattığımız yazıda 48. basamaktaki yerimizi, 13 yıldır rafta bekleyen altı kriteri ve vize karaborsasının 918 milyon liralık ağır faturasını masaya yatırmıştık.
Bu hafta soru çok daha somut. Masadaki o altı madde bütünüyle tamamlanırsa vize serbestisi nasıl başlar, bu işleyiş ne kadar sürer ve bu arada yurttaşın canını yakan randevu çilesi nasıl hafifler?
Masadaki 6 Kriter Ve Brüksel’in Siyasal Eleği Türkiye, bekleyen 6 kriteri yerine getirdiğinde ilk değerlendirme yetkisi Avrupa Komisyonunda olacak. Karşılanması beklenen adımlar şunlar:
.Terörle mücadele yasasının Avrupa ilkeleriyle uyumlu duruma getirilmesi
. AB Polis Örgütü yani Europol ile eylemsel işbirliği anlaşması imzalanması
. Avrupa Konseyi bünyesindeki Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubunun yani GRECO’nun önerilerinin yaşama geçirilmesi
. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yasal düzenlemelerin AB kurallarıyla tam uyumlu kılınması
. Suç bağlantılı adli konularda tüm AB üyeleriyle işbirliği kurulması. Bu başlık Türkiye’nin resmi olarak tanımadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimini de kapsadığı için teknik bir uyumdan çok doğrudan bir egemenlik ve dış politika düğümüdür. Türkiye üzerinden kural dışı yollarla AB ülkelerine geçen kişilerin geri alınmasına ilişkin Geri Kabul Anlaşmasının tüm öğeleriyle eksiksiz uygulanması
Avrupa Komisyonu bu kriterlerin hem yasalarda hem de uygulamada karşılandığına ilişkin olumlu görüş bildirdikten sonra iki aşamalı siyasal onay aşaması başlıyor.
Bu aşamalar, Avrupa Parlamentosu ile üye ülkelerin oluşturduğu AB Konseyidir.
Onay çıkarsa 2018/1806 sayılı AB düzenlemesinde değişiklik yapılacak ve Türkiye vize uygulanan ülkeler listesinden çıkarılıp muafiyet tanınan ülkeler arasına alınacak.
Fakat altı madde bitti ve hemen ertesi gün vizeler kalktı biçiminde kendiliğinden işleyen bir sistem yok. Teknik tamamlanma ile siyasal onay arasında belirgin bir uzaklık bulunuyor. Üye ülkelerin iç siyasal hesapları, Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ dalga ve sığınmacı baskısı bu süreci birkaç aydan iki yıla kadar uzatabiliyor.
Dahası vize serbestisi tanınsa bile bu durum sıfır işlem anlamına gelmiyor.
AB’nin seyahat öncesinde dijital güvenlik onayı zorunluluğu getiren, ancak şu aralar havaalanlarında tıkanıklığa yol açıp, uçak kaçırmalara neden olan ETIAS yani Avrupa Seyahat Bilgi ve Yetkilendirme Sistemi Türk yurttaşları için de zorunlu olacak.
Randevu Çilesi Bitiyor mu?
Brüksel ile Ankara arasındaki bürokratik satranç sürerken sokağın gerçeğinde bambaşka bir vize krizi yaşanıyor. 11 Ağustosta altı ilde 63 adrese düzenlenen operasyonla konsolosluk randevu yazılımlarını özel botlarla kilitleyen ve topladıkları kontenjanları yurttaşa fahiş fiyatlarla satan şebeke dağıtıldı. Bu operasyonda 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltına alınan 41 kişiden 37’si tutuklanırken, 4 kişi ise yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma verileri, şebekenin 41 bini aşkın kişiden yaklaşık 918 milyon lira haksız kazanç sağladığını ortaya koydu.
Operasyonun ardından İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa usulsüz yöntemlerle alınmış randevuları iptal etmeye ve boşalan kontenjanları gerçek başvuru sahiplerine yeniden açmaya başladı.
Yaz aylarında dört ile altı aya kadar uzayan bekleme sürelerinin aşamalı olarak bir aya kadar çekilmesi amaçlanıyor. Ancak büyükelçiliklerden kesin bir süre güvencesi henüz verilmiş değil. Bot yazılımların temizlenmesi geçici bir soluk aldırsa da kalıcı çözüm için konsoloslukların işlem gücünü artırması ve başvuru sürecini saydamlaştırması gerek.
“Bordo” Bunalımdan “Yeşil” Kaçışa
Bordo pasaportta yaşanan randevu ve vize tıkanıklığı büyüdükçe toplumun ilgisi hızla yeşil pasaporta yöneldi. Kamuoyunda dolaşımdaki toplam yeşil pasaport sayısının yedi milyona ulaştığı öne sürülse de resmi kayıtlara göre kullanımda olan etkin yeşil pasaport sayısı 1,5 ile 2 milyon arasında. Yaklaşık 160 ile 180 ülkeye vizesiz giriş olanağı veren bu yeşil pasaport, bordo pasaporta göre büyük bir üstünlük sağlıyor.
Bu üstünlükten yararlanmak isteyen meslek gruplarının da baskısı da giderek artıyor.
2026 yılının ilk aylarından bu yana TBMM’ye özel okul öğretmenleri, 15 yıl kıdemli diş hekimleri, veteriner hekimler, mimarlar, mühendisler ve uluslararası tır şoförleri için arka arkaya yasa önerileri sunuldu. Ancak ekonomi ve dış ticaret cephesinde bambaşka bir gerçek var. Yurt dışına mal satmak, fuarlara katılmak ve iş bağlantısı kurmak zorunda olan ihracatçılarımız yeşil pasaport kotasının yetersizliğinden yakınıyor. Bordo pasaportla vize alamayan iş insanı ticari sözleşmesini kaçırırken ihracatçıya tanınan kontenjanların artırılması ya da iş dünyasına özel hızlandırılmış vize kolaylığı getirilmesi talebi iş çevrelerinin en önemli gündemi durumunda.
Buna karşın hükümet yetkilileri “Yeşil Pasaport” kapsamın genişlemesine çekimser yaklaşıyor. Çünkü Avrupa Birliği bu denli genişleyen bir yeşil pasaportlu kitlesini mesleki bir kolaylık olarak değil, vize duvarının arkadan delinmesi olarak değerlendiriyor.
Sayı denetimsiz biçimde arttıkça hem ilerideki vize serbestisi görüşmeleri tıkanıyor hem de iş insanları dahil var olan tüm yeşil pasaport sahiplerinin hakları doğrudan tehlikeye giriyor.
Vizesiz bir Dünya
Yürütülen iç reform çalışmaları vize serbestisi beklentisini yeniden canlandırdı. Ancak bu beklentinin gerçeğe dönüşmesi yalnızca yasa metinlerine değil, Avrupa Komisyonu değerlendirmesine ve AB başkentlerindeki siyasal kararlılığa bağlıdır.
Bu süreçte randevu karaborsasının kökten temizlenmesi, iş dünyasının hareket alanının açılması ve yeşil pasaport dengesinin bozulmaması doğrudan yurttaşın yaşamına dokunacaktır.
Çünkü pasaport sıradan bir kimlik belgesi değil, bir milletin yeryüzündeki özgürlük alanının ve saygınlığının en somut göstergesidir.
Bence Türkler de bunu fazlasıyla hak ediyorlar.