Bir ülkenin ekonomisini vatandaşın ekonomisinde ayrı tutabilir misiniz? Ülke ekonomisi ne kadar büyük bir risk altındaysa vatandaşların da riski o derece büyük oluyor. Geçtiğimiz günlerde ekonomik duruma ilişkin bazı yeni veriler açıklandı. Bunlardan ilkini Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, temmuz ayına ilişkin bütçe uygulama sonuçları oluşturuyordu. Buna göre, temmuzda bütçe gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 28,8 artarak 1 trilyon 412 milyar 397 milyon liraya yükselirken, bütçe giderleri de yüzde 59,8 artışla, 1 trilyon 790 milyar 502 milyon liraya ulaşmış.

Bu yılın yedi aylık döneminde ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 37,4 artışla 9 trilyon 199 milyar 742 milyon liraya çıkarken, bütçe giderleri de aynı dönemde yüzde 36,6 oranında yükselerek 10 trilyon 520 milyar 682 milyon liraya ulaşmış.
Bu rakamlara göre, merkezi yönetim bütçesi, temmuzda, 378 milyar 105 milyon lira, ocak-temmuz döneminde ise1 trilyon 320 milyar 940 milyon lira açık vermiş.

Şimdi; merkezi yönetimin bütçesinde böylesine olumsuz gelişmeler yaşanırken vatandaşların ve şirketlerin borçları hangi noktalara ulaşmış bir de onu değerlendirelim. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin son bülteni, kredi hacmindeki büyümenin yanı sıra yurttaşların ve şirketlerin borçlarını ödeme kapasitesindeki sorunlarını da ortaya koydu.

Haziran itibarıyla toplam nakdi kredi hacmi 28 trilyon 136 milyar liraya ulaşmış. Bunun 26 trilyon 987 milyar lirasını bankalar kullandırırken, finansal kiralama şirketlerinin kredileri 460 milyar lira, faktoring şirketlerinin 365 milyar lira, finansman şirketlerinin kredileri ise 324 milyar lira olarak gerçekleşmiş.

Borç büyürken takipteki krediler de yüksek seviyesini korumaya devam etti. Tasfiye olunacak kredilerin toplamı 961 milyar liraya ulaşırken, bunun 925 milyar lirası bankacılık sektöründeki takipteki kredilerden oluşuyor.

Sektörlere kullandırılan kredilerde en büyük payı imalat sektörü alıyor. İmalat sanayiine kullandırılan kredi 6 trilyon 490 milyar liraya ulaşırken, toplam sektörel bu miktar kredilerin yüzde 31’ini oluşturuyor. İmalat sanayiini 4 trilyon 70 milyar lira ile toptan ve perakende ticaret, 2 trilyon 74 milyar lira ile inşaat, 1 trilyon 524 milyar lira ile de emlak, kiralama ve işletme faaliyetleri izliyor.
Olumsuz gelişmeler elbette ki; ödeme performanslarına da yansıyor. Şirketlerin ödeme performansında tablo yine değişmedi. Yılın ilk yarısında bankalara 5 trilyon 376 milyar lira tutarında 7,2 milyon lira tutarında çek ibraz edilirken, bunların 162 milyar lira tutarındaki 157 bin adedi karşılıksız çıkmış.

Aynı dönemde protesto edilen senetlerin toplam tutarı da 60 milyar lira olmuş. 157 bin 923 senedin protesto edildiği dönemde, protesto sonrasında ödenen senetlerin tutarı ise sadece 6,5 milyar lira da kalmış.

Vatandaşta para olmayınca piyasalarda daralma ister istemez şirketleri ve esnafları çok olumsuz etkiliyor. Son verilere göre; bireysel nakdi kredilerin toplamı 7 trilyon liraya yaklaşmış durumda. Net bir rakam vermek gerekirse 6 trilyon 927 milyar lirayı aşıyor. Bunun yarısına yakını kredi kartı borçlarından oluşuyor. Vatandaşların kredi kartı borcu ise 3 trilyon 453 milyar liraya ulaşmış.

Borçluluğun ulaştığı boyut ödeme verilerinde daha açık görülüyor. Daha önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi, 2026’nın ilk altı ayında 1 milyon 116 bin 836 kişi, bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takip kapsamında. Bu kişilerin 637 bin 739’u kredi kartı borcunu, 835 bin 578’i ise bireysel kredi borcunu ödeyememiş.

Özetle; Sonuçta karşımızda birbirinden bağımsız üç ayrı sorun yok. Vatandaşın borcu, esnafın siftahsız günü, sanayicinin daralan pazarı aynı zincirin halkaları. Vatandaşın cebinde para kalmıyorsa piyasa daralıyor. Piyasa daralıyorsa esnaf ve işletmeler zorlanıyor. İşletmeler zorlanıyorsa üretim ve istihdam geriliyor. İstihdam ve gelir geriledikçe vatandaş daha fazla borçlanıyor.
İşte içinde bulunduğumuz fasit daire tam da budur.

Bu çemberi kırmadan, ekonomide kalıcı bir rahatlama sağlamanın mümkün olmadığı artık görülmelidir. Çünkü mesele yalnızca bütçe açığı, banka kredisi ya da vatandaşın borcu değildir. Mesele, bütün bu sorunların birbirini besleyen tek bir ekonomik zincire dönüşmüş olmasıdır.

Artık kaybedecek zamanımız yok.

Gündemi rakamlarla değil, rakamların anlattığı gerçekle konuşmak zorundayız. Çünkü rakamlar bize yalnızca ekonominin nereye gittiğini göstermiyor; insanların nereye sürüklendiğini de anlatıyor.

Fasit daire kendi kendine kırılmayacak. Ya bu çemberi şimdi kıracağız ya da çember her geçen gün biraz daha daralacak.