Enflasyonla mücadelede dört yılın sonunda gele gele yalnızca dört puanlık bir gerileme sağlayabilen bir ekonomi yönetimimiz var. Açıklanan son enflasyon rakamlarıyla birlikte yıllık enflasyon yüzde 30’un üzerinde kalırken, maaşların alım gücündeki hızlı gerileme de bütün hızıyla sürüyor.
Sekiz ayda asgari ücretin 6 bin 196 lirası, en düşük memur maaşının 15 bin 498 lirası değer kaybederken, en düşük emekli aylığındaki kayıp ise 5 bin lirayı aşıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ağustos ayı verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31.51, aylık enflasyon ise yüzde 1.84 olarak gerçekleşti. Bir önceki yazımızda da değindiğimiz bu rakamlar, enflasyonla mücadelede gelinen noktayı açıkça ortaya koyuyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “dezenflasyonla mücadele başarıyla devam ediyor” açıklamasının ardından geçen bir yıllık süreçte enflasyon yüzde 32.95’ten yüzde 31.51’e geriledi. Yani bir yılda yalnızca 1.44 puanlık bir düşüş sağlandı.
Bunun ne kadar büyük bir başarı olarak değerlendirileceğini takdirini sizlere bırakıyoruz.
Şimşek’in göreve gelmesinden bu yana geçen sürede yalnızca 4 puan gerileyen enflasyon, aynı zamanda vatandaşın gelirini eritmeye devam ediyor.
TÜİK’in yüzde 22.07 olarak hesapladığı sekiz aylık enflasyona göre, 28 bin 75 lira 50 kuruş olan asgari ücretin alım gücü sekiz ayda 6 bin 196 lira eridi. Böylece asgari ücretlinin 28 bin 75 lira 50 kuruşluk maaşının gerçek alım gücü 21 bin 879 liraya geriledi.
Temmuz ayında yapılan enflasyon farkı zammıyla 3 bin 552 lira artarak 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükseltilen en düşük emekli aylığı da sekiz ayda enflasyon karşısında 5 bin 198 lira değer kaybetti.
Böylece emekliye yapılan zam, daha vatandaşın cebine girmeden enflasyona yenilmiş oldu.
En düşük emekli aylığının alım gücü de 20 bin liranın altına düşerek 18 bin 354 liraya geriledi. Başka bir ifadeyle, en düşük emekli aylığı alan vatandaşımızın kaybı bin 600 liranın üzerine çıktı.
Memur emeklilerinde de durum farklı değil. En düşük memur emeklisi aylığının alım gücünün sekiz ayda 6 bin 958 lirası buharlaştı.
Yaklaşık 4 milyon memurun maaşı da temmuz ayında enflasyon farkı ve toplu sözleşme hükümlerine göre artırıldı. Ancak yapılan zamlar, yüksek enflasyon karşısında maaşların gerçek değerini korumaya yetmedi. En düşük memur maaşının alım gücü de 55 bin lira sınırına dayandı.
Burada karşımıza çok açık bir gerçek çıkıyor:
Enflasyon herkesi etkiliyor ama herkesi aynı ölçüde vurmuyor.
En çok dar gelirliyi etkiliyor. Çünkü dar gelirlinin bütçesinde gıdanın payı çok daha yüksek.
En düşük yüzde 20’lik gelir grubunun harcamaları içinde gıdanın payı yüzde 29.2 seviyesinde bulunurken, gelirin yüzde 50’sini paylaşan en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunda gıdanın payı yalnızca yüzde 12.4’te kalıyor.
Yani gelir düştükçe sofranın yükü ağırlaşıyor.
Nitekim Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) enflasyon verileri de bu tabloyu doğruluyor. 2005 yılına göre genel fiyatlar 36.6 kat artarken, gıda fiyatlarındaki artış 55.3 kata ulaşmış durumda.
Peki bütün bunlar piyasaya nasıl yansıyor?
Vatandaş alamadığı ve tüketemediği ürünler için ne kadar borçlanıyor? Daha da önemlisi, borçlandığı paranın ne kadarını geri ödeyebiliyor?
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) yayımladığı haftalık bülten, vatandaşın alım gücü eridikçe borcunun da arttığını ortaya koyuyor.
BDDK verilerine göre, 28 Ağustos ile biten haftada tüketici kredilerinin tutarı bir önceki haftaya göre 29 milyar 307 milyon lira arttı. Toplam tüketici kredisi borcu 3 trilyon 452 milyar 811 milyon liraya ulaştı. Bu tutarın 826 milyar 909 milyon lirası konut, 41 milyar 848 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 584 milyar 55 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluşuyor.
Bireysel kredi kartı borçları da bir haftada yüzde 2,9 artarak 1 trilyon 450 milyar 843 milyon lira düzeyine ulaştı.
Burada dikkat çekici olan yalnızca borcun büyüklüğü değil. Vatandaşın gelirinin yetmediği yerde krediye ve kredi kartına yönelmek zorunda kalması. Çünkü insanlar daha fazla tüketebilmek için değil, geçinebilmek için borçlanmaya başlıyorsa, artık ortada yalnızca bir kredi kullanımı değil, ciddi bir geçim sorunu var demektir.
Ne yazık ki borçla birlikte ödeyememe krizi de büyümeye devam ediyor.
Ödenemediği için bankaların takibine alınan borç tutarı bir haftada 5 milyar 980 milyon lira artarak 844 milyar 947 milyon liraya yükseldi.
Özetle;
Enflasyon, bir ülkenin insanları için en acımasız ve en gaddar vergidir. Enflasyondaki her bir puanlık artış, cebimizden çıkan, kesemizde eriyen binlerce lira anlamına geliyor.
BDDK verilerine baktığımızda bozulmanın her hafta biraz daha ağırlaştığını görüyoruz. Vatandaşın borcu büyüyor, borcunu ödeme gücü ise küçülüyor. Kredi kartları ve krediler, gelirle gider arasındaki açığı kapatmanın aracı haline geliyor.
İşte ülke olarak asıl konuşmamız gereken temel sorun tam da burada: Ekonomi.
Çünkü ekonominin temelinde rakamlar değil, insan vardır.
İşsizlikle, geçim derdiyle, borçla ve sosyal sorunlarla mücadele etmekten bunalan vatandaşlarımızın feryadını duymak, sorunlarına çözüm üretmek ve taşıdıkları yükü hafifletmek, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır.
Çünkü artık sorulması gereken soru yalnızca “Enflasyon ne kadar düştü?” değildir.
Asıl soru şudur:
Enflasyonun, hayat pahalılığının ve borçların yükünü kim taşıyor?
Cevabı ise rakamlarda açıkça görülüyor:
Yük, giderek daha fazla vatandaşın omuzlarına biniyor.
Yükü Kim Taşıyor?
Oktay Taş
Yorumlar
Trend Haberler
Ankara’da eylül ayında ücretsiz etkinlikler: Konser, tiyatro ve atölye programı
Türkiye-İtalya Final Maçı Ne Zaman, Saat Kaçta? Ankara’da Dev Ekran Heyecanı
ÖSYM’den Şanlıurfa’daki KPSS Uygulamasına İnceleme
Fethi Yaşar’dan KPSS adaylarına başarı mesajı
Gölbaşı’nda şölen heyecanı: Üç gün boyunca müzik ve eğlence
Serhat Kılıç'ın Kız Arkadaşının İfadesi Ortaya Çıktı!