Yaşanan ekonomik sıkıntıların önemli bir kısmını üstlenen işadamları kapalı kapılar ardında söylediklerini bugünlerde açık-seçik kamuoyu önünde de tartışmaya başladılar. Bilindiği gibi reel sektörün en üst ve yasal kuruluşu olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), yıllardır sürdürdüğü “sessiz ve derin” ılımlı politikasına devam ediyor. TOBB’un ikiz kulelerinde, Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu’nun kullandığı özel toplantı katında sıkıntılar ilgili bakanlara ve bürokratlara anlatılıyor ve alınması gereken tedbirler peş peşe sıralanıyor. Ne kadar yeterli oluyor, sonuç alınıyor mu yaşadığımız gelişmelere bakarak değerlendirebilirsiniz
TOBB’nin ülkemiz için önemi büyük. Yurt sathına yayılmış bulunan oda ve borsalarıyla günü gününe gelişmeler takip ediliyor. Sıkıntılar bizzat başkanların ağzından Başkana iletiliyor. Bir kısmı yapılan TOBB Genel Kurulu’nda dillendiriliyor, önemli bir kısmı ise yuvarlak masa toplantılarından ilk ağızdan direkt sorumlulara aktarılıyor.
Bu yıl TOBB’nin oda ve borsalarına seçimler yapılacak, yeni meclisler, yeni yönetim kurulları belirlenecek ve hepsinden önemlisi de TOBB delegeleri seçilecek. TOBB’nin bir diğer ağırlık noktasını ise sektör meclisleri ile girişimci grupları oluşturuyor. Kabaca bir hesapla yaklaşık beş bin kişi gerçekleştirdikleri toplantılarla, ekonominin gidişatı hakkında düzenli olarak raporlar düzenliyor, TOBB yönetimini bilgilendiriyor.
TOBB deyince, İstanbul’un ayrı bir ağırlığı ve önemi var. Rifat başkandan önce TOBB’yi yıllarca İstanbul odaları yönetti. İSO ve özellikle İTO başkanları yönetimlerde söz sahibi oldular, TOBB’ye başkanlık yaptılar.
Durduk yere bunca lafı niye ettik diye soracak olursanız, hemen belirtelim reel kesimden sert uyarılar geliyor son zamanlarda.
Nitekim, İstanbul’un sanayi ve ticaret odası başkanları geçtiğimiz günlerde yaptıkları konuşmalarla bir anda gündemin ortasına düştüler. Başkanlar, iş dünyasının sıkıntılarını sert sözlerle ilgili bakanlara aktardılar. Mesela, sanayicinin mevcut ekonomik koşullar altında daha fazla fedakarlık yapacak gücünün kalmadığını söylediler.
Türk sanayicileri, hazırlanan yeni Orta Vadeli Planda çok daha farklı bir bakış açısı istiyor. Enflasyon uğruna Türkiye sanayinin feda edildiğine dikkat çeken sanayiciler ve işadamları, artık “bıçak kemiğe dayandı” diyerek içinde bulundukları durumu özetliyorlar.
Kur ile enflasyon arasındaki makasa dikkat çeken işadamları iş dünyasının son 3 yıldır bu politikaların maliyetini taşıdığına dikkat çekiyorlar. Sadece yılın ilk 7 ayında kur ve enflasyon arasında yüzde 10’un üzerinde ilave bir makas oluştuğuna işaret eden iş dünyası temsilcileri bu durum “bizi gerçekten çok zorluyor” şeklindeki açıklamaları dikkat çekiyor.
Bunlar sadece gazete sayfalarına yansıyan sözler. Ancak gerçek durum, Anadolu’dan, bakıldığında çok daha sıkıntılı bir tablo çiziyor. Bu aralar bulunduğum bölgede, firmaların konkordato taleplerinde bulunduklarını, borçlarını ödeyemedikleri için yaşadıkları şehirleri terk eden tüccarlara ilişkin haberlerin sıklaştığına şahit oluyoruz.
Özetle; Bu köşede yıllardır yazıyor çiziyoruz. Enflasyonun yıkıcı etkisini en başta dar gelirli vatandaşlarımız hissediyor. Onları “orta direk” olarak adlandırılan orta gelir düzeyine sahip beyaz yakalılar ve bürokratlar izliyor. Şimdi de sıkıntıyı sanayici ve işadamları ağır bir şekilde yaşıyorlar. Durumdan memnun olan bir kesim var ki; onlarda parayla para kazanan, faiz gelirleriyle yaşamlarını sürdüren, “dert üstü murat üstü” yaşayan, nüfusun sadece yüzde 3-5’lik grup. Enflasyon, Türkiye’nin problemi ama sanayicinin ve ihracatçının fedakarlığıyla enflasyonla mücadele belli bir noktaya kadar geldi ve artık gidecek bir yeri kalmadı.
İlk olarak tekstil sanayicileri fabrikalarını söktüler Mısır’a, Bulgaristan’a ve Romanya’ya taşıdılar. Bunları diğer sanayi kollarımız izlemeye geçti. Fabrikalarımızın bacaları artık çevre ülkelerde tütüyor. Kaybettiğimiz sadece sanayimiz değil ne yazık ki. Onlarla birlikte ülkemiz ekonomisini de dar boğaza girdi. Bu durumdan, istihdam olumsuz bir şekilde etkileniyor. İşsizlik her geçen gün biraz daha artıyor. Bugün gençlerimizin üçte bir işsiz. Kadınlarımızın yarıya yakını iş bulamıyor, artık evlerinde oturuyor. Çalışabilecek nüfusumuzun ancak yarıya yakın bir kısmı tam zamanlı bir işte çalışabiliyor.
İstatistikler de gösteriyor ki; hergün 300’e yakın işyeri kapısına kilit vuruyor. Bunlar hayra alamet gelişmeler olarak görülmez. Bıçak kemiğe dayandı diyenlerin sesine kulak vermek için daha ne bekleniyor anlamakta güçlük çekiyoruz.
Son olarak; Sanayicinin fedakârlığıyla enflasyonla mücadele edilebilir mi; yoksa bu mücadele sanayiyi kaybetme noktasına mı geliyor?