Ülkemizin süratle halletmesi gereken konuların başında “işsizlik problemi” ilk sırayı alıyor. İşsizlik konusunda birçok kurum ve kuruluş değişik zamanlarda raporlar ve istatistik bilgileri yayınlıyorlar. Ancak; enflasyon rakamlarında yaşadığımız karmaşanın bir benzerini de işsizlik rakamları açıklandığı yaşıyoruz.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) bu konuda yapığı araştırmalarla ve açıkladığı sonuçlarla dikkat çekiyor. DİSK’in Araştırma Dairesi (DİSK-AR) “İşsizliğin Görünümü Raporu”nu geçtiğimiz günlerde yayımladı. DİSK-AR’ın Temmuz 2026 raporuna göre, haziran ayında geniş tanımlı işsiz sayısı 11 milyon 643 bine, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 28,8’e ulaşmış durumda. Dar tanımlı işsizlik yüzde 7,6 olurken iki oran arasındaki fark 21,2 puana çıkmış.

Raporun elbette ki en çarpıcı bölümünü, 3,9 milyon kişinin haftalık 40 saatlik çalışma süresinden daha fazla süre çalışmak istediği ve 5,1 milyon kişinin ise çalışmak istemesine rağmen iş bulamadığına ilişkin bölümü oluşturuyor.

DİSK-AR raporunda; Resmi işsizlerin yüzde 83’ünün yani 2.2 milyon işsizin, işsizlik ödeneğinden yoksun olduğuna, kadınlarda işsizliğin tüm türlerde erkeklerden daha yüksek seyretmeye devam ettiğine, gençlerde dar tanımlı işsizlik oranının yüzde 12,8 iken genç kadınlarda bu oranın yüzde 17,3’e kadar yükseldiğine dikkat çekiliyor.

Yine buna benzer bir araştırmayı da Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yapıyor. TÜİK’in Haziran 2026 Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçları temmuz ayının son günlerinde yayınlandı. TÜİK, mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 7,6; mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranı (âtıl işgücü) ise yüzde 28,8 olarak açıklandı. TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde dar tanımlı işsiz sayısı (mevsim etkisinden arındırılmış) 2026 Haziran ayında 2 milyon 688 bin olurken, DİSK-AR tarafından hesaplanan geniş tanımlı işsiz sayısı ise 11 milyon 643 bin olarak gerçekleşmiş.

TÜİK’e göre, Haziran 2026 döneminde dar tanımlı işsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 puan, geniş tanımlı işsizlik ise 0,3 puan azalmış. Son iki yıllık dönemde ise dar tanımlı işsizlik oranı 1,6 puan azalırken geniş tanımlı işsizlik oranında 0,1 puan artış yaşanmış. Sayıya vurursak; dar tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 393 bin ve son iki yılda 571 bin kişi azalmış. DİSK-AR tarafından TÜİK verileriyle gerçekleştirilen hesaplamalara göre ise geniş tanımlı işsiz sayısı son iki yılda 162 bin kişi artarken son bir yılda 1,4 milyon kişi azalmış.
DİSK-AR bu durumu şöyle özetliyor:

“Dar ve geniş tanımlı işsizlik oranları son bir yıllık dönemde gerilemiş olsa da geniş tanımlı işsizlik oranı artış eğilimini sürdürüyor ve böylece dar ve geniş tanımlı işsizlik arasındaki makas açılmaya devam ediyor. Dar ve geniş tanımlı işsizlik oranları arasındaki makas, Ocak 2022’de yaklaşık 11 puan iken Haziran 2026’da 21,2 puana ulaşarak yeni bir rekora imza atmış.

Dar tanımlı işsizliğin gerileme, geniş tanımlı işsizliğin ise artış eğilimini sürdürmesinin nedeni zamana bağlı eksik istihdam ve ümitsiz işsizler ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, iş arayan ancak hemen çalışmaya başlayamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücü sayısındaki artıştır. Dar tanımlı işsizlik son 4 hafta içinde aktif bir iş arama kanalına başvuran ve bulması durumunda 2 hafta içinde işbaşı yapabilecekleri kapsamaktadır. Dar tanımlı işsizlik bu nedenle işsizliğin gerçek görünümünü anlamaktan uzaktır.”

Özetle;

Her geçen gün, her geçen ay ve her geçen yıl, evinde çorba kaynayan hane sayısında gözle görülür oranda bir artış yaşanıyor. İşsizlik, ülkemizin “yumuşak karnı” olmaya devam ediyor. Karnı aç olan, ailesine bir tas çorba götüremeyen bir babanın, annenin ya da kardeşin nasıl bir ruh hali içinde olabileceğini tahmin etmek sanıyorum hiç kimse için zor olmayacaktır.

Sonuçta mesele yalnızca yüzde 7,6 mı, yüzde 28,8 mi tartışması değildir. Mesele, bu rakamların arkasındaki milyonlarca insanın nasıl yaşayacağıdır. Çünkü işsiz kalan insanın derdi istatistik değildir; evinin kirası, mutfağının masrafı, çocuğunun okul ihtiyacı ve yarının ne getireceğidir.

İşsizlik büyüdükçe yalnızca işsizlerin sayısı artmaz; yoksulluk, umutsuzluk ve geleceğe güvensizlik de büyür.

Bu nedenle artık rakamların hangi tanımla açıklandığından çok, o rakamların insanların hayatında neye karşılık geldiğine bakmak gerekiyor.

Çünkü işsizlik bir rakam değil, sofradaki eksilen ekmektir. Ve o ekmek eksiliyorsa, ortada yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir sorun var demektir.