Orta Vadeli Programla (OVP) ilgili yazılarımıza bugün de devam edelim. Bir önceki yazımızda VOP’un enflasyonla ilgili mücadelesini ve vatandaşlarımızın üzerindeki etkisi üzerinde görüşlerimizi dile getirmiştik. Bugün de VOP’un vatandaşlarıma getireceği vergi yükü üzerinde duralım.
Bilindiği gibi ülkemiz bütçesi dolaylı vergiler üzerinden hayat buluyor. Vergi gelirlerimizin yüzde 60’lık kısmı dolaylı vergilerden oluşuyor. Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) dolaylı vergilerin çatısını oluştururken, bu çatının altında Damga Vergisi gibi günümüz için çağdışı kalmış bir grup vergide bu çatı altında vücut buluyor. Ne yazık ki bu vergilerin vatandaşlar üzerindeki etkisi de farklılık gösteriyor. En zengin yüzde 20’lik kesim dolaylı vergilerden çok az etkilenirken, en yoksul yüzde 20’lik kesim çok daha ağır şekilde bu vergileri hissediyor ve gider kalemleri arasında önemli bir yer tutuyor.
Üç yılı kapsayan OVP’ye göre bu süre içinde toplanacak vergi 71.6 trilyon lira olarak hesaplanıyor. Yani bu dönem içinde kişi başına ödenecek vergi 800 bin lirayı aşıyor. Ödenecek bu vergilere karşın kişi başına milli gelirimizin 25 bin dolar olması hedefleniyor.
Elbette ki bu rakamlar ortalama bir değeri temsil ediyor. Ne ben 800 bin lira vergi ödeyecek durumdayım, ne de kişi başına milli gelirden alacağım pay 25 bin dolar olacak. Ülkemizde en zengin yüzde 5’lik kesimin gelir içindeki ortalama payı 84 bin dolar olurken, ülkemizin ağırlıklı bir kısmını oluşturanların payı ortalama ancak 3 bin 400 dolar civarında gerçekleşecek.
Vergi vermek, vatandaşlarımızın deyimi ile “vergi ödemek” ülkenin çarklarının dönmesi için önemli. Çünkü devlet, giderlerini bizlerin ödediği vergilerle gerçekleştirebiliyor. Ancak, toplanan vergilerin nasıl harcandığını sorgulamak bir vatandaşlık görevi olarak da önem taşıyor.
Evet vatandaş olarak bizler üzerimize düşen görevi sonuna kadar yerine getiriyoruz. Ama, yazımızın başında da belirttiğimiz gibi üç yılda 71.6 trilyon lira vergi toplanacaksa ve ödediğimiz her 100 lira verginin 20 lirasını faiz ödemelerini karşılamak üzere kullanılıyorsa orada bir terslik var demektir. Devlet, 2026 yılında 2.7 trilyon lira faiz ödemesi yapacak, OVP’nin kapsamında olan üç yılda ise 13.9 trilyon lira faiz ödeyecek, yani 2026 yılının bütçesi kadar bir parayı faiz gideri olarak bir avuç insana verecek.
Ortada sizce de bir terslik yok mu?
Elbette terslik var.
Çünkü; ekonomi bilimine aykırı politikaların, ülkemizi getirdiği nokta böylesine vahim bir tabloyu gözler önüne seriyor. Kuruş kuruş toplanan verginin böylesine hoyratça bir avuç rantiyeciye verilmesinin bir açıklaması olmalıdır.
Oysa, sadece rantiyeci bu insanlara ödenen faizle, emeklinin hakları verilebilir, çocukların okula aç-bilaç gitmesi önlenebilir ve birçok sorun aşılabilirdi. En basit haliyle çiftçilere olan 5.6 trilyon lira tek kalemde ödenebilirdi. Ülke olarak bunca büyük bir faiz yükü altına girerken, üç yılda oluşacak 12.4 trilyon liralık bütçe açığı gibi bir sorunumuz olmazdı.
Özetle;
Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, rakamlar değişiyor, rakamlar büyüyor ama vatandaşların yoksulluğu da aynı oranda artıyor. Yüzde 20’ler civarında olacağı hesaplanan enflasyon ortamında, vergi gelirlerinde yüzde 36.5 oranında bir artış vatandaşların yükünün daha da artacağına işaret etmiyor mu?
Ülkenin kalkınmasının işareti olan yatırımların payının azalması ya da aynı oranda artmaması bir gelişme işareti olarak değerlendirilebilir mi?
OVP ne yazık ki buna benzer pek çok soruya cevap vermekten bir hayli uzak bir görüntü veriyor.
Son sözümüzü geçen yazımızın başlığını kullanarak yapalım. Hedefler değişiyor da, vatandaşın hayatı ne zaman değişecek?