“Nerede o eski bayramlar, yıllar, vırt zırt”. Kaç kere kurduk bu cümleyi? Peki hiç düşündünüz mü, aslında bu özlemi yaşamamızın gerçek suçlusu biz olabilir miyiz diye?

Yeni bir telefonun piyasaya çıkacağını öğreniyoruz, araştırıyoruz, heyecanlanıyoruz, para denkleştiriyoruz ve sonunda sahip oluyoruz, sonra? 2 gün geçiyor ve bizim için gayet normal bir hal alıyor. Araba, saat, kıyafet, bilgisayar… Hepsi günlük hatta saatlik mutluluklar.

Yazının başlığı da burada devreye giriyor, zihnimiz her şeye alışma eğiliminde çünkü. Çok kısa sürelerde salgılanan dopamine alıştığımız için sürekli yeni şeylere sahip olmak istiyoruz, alışıyoruz. Reels kaydırırken de sürekli yeni kıyafet alırken de aslında o kısa mutlulukların, anların peşindeyiz. Madde bağımlısı gibi bir şey oluyoruz aslında.

Peki zihnimiz sadece iyiye güzele mi uyum sağlayıp, alışıyor? Hayır. Hele bu topraklarda. Mezopotamya`da, Ortadoğu`da, Anadolu`da yaygın olan kabullenme ve itiraz etmeme kültürü, inançsal öğelerle de birleşince kötüye de alışmaya başlıyoruz.

Bu ay daha mı az kazandık? Olsun be. Evimiz artık daha mı küçük? Olsun be. Can güvenliğimizden daha mı çok endişe ediyoruz? Olsun be. Daha kötüyü daha pahalıya mı tüketiyoruz? Olsun be…

Sürekli kötüye bile hedonik uyum sağladığımızdan, bizi yönetenlerden, patronumuzdan, anamızdan, babamızdan, müdürümüzden, amirimizden hakkımız olanı istemekte zorlanıyoruz. Sürekli bir kabulleniş içinde, her şey daha kötüye giderken, razı oluyoruz.

O yüzden hiçbir şeye şaşırmıyor, her şeye alışıyor, kanaat getirip, boynumuzu yere eğip yolumuza daha düşkün, daha mahcup, daha itaatkâr devam ediyoruz. Yüzlerce senedir, kim başımızdaysa ya da kim otorite figürüyse onun sağladıklarını kabullenip yaşayıp gidiyoruz. Ha, arada baş kaldıran olmuyor mu? Olmaz olur mu, elbette oluyor, onun da başını daha otorite figürü bile devreye girmeden kopardığımız anlara şahit oluyoruz.

Demem o ki; yaşadıklarımızın, iktidarların siyasi görüşüyle, inançlarıyla, yönetim tarzlarıyla pek alakası yok. Bu kadim coğrafyanın genlerine işlemiş bu kabulleniş devam ettikçe, giderek daha da yokluk içinde yaşamaya devam edeceğiz. Değişir mi? Bilmem… Haydi, kalın sağlıcakla.