Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine baktığımızda iş dünyasında kredi borçları ile çek ve senet ödemlerinde yoğun bir sıkıntı yaşandığını görüyoruz. TBB’nin tespitlerine göre, haziran ayında protesto edilen senet tutarının aylık bazda yüzde 73 oranında artarak 12.3 milyar liraya ulaştığı, bu yılın ilk altı aylık döneminde ise 59.8 milyara ulaştığı görülüyor.
Ortaya çıkan tablo gerçekten kaygı verici. Durum iş dünyasını derinden etkiliyor. Birçok işyeri kapısına kilit vuruyor. Her kapanan işletme ise yeni işsizler anlamına geliyor. Tekstil, turizm, inşaat gibi yan sektörleriyle birlikte emek yoğun faaliyet gösteren firmaların faaliyetten çekilmeleri tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Kredi faizlerinin yüzde 50’ye dayandığı günümüzde esnaflar ve KOBİ’ler finansmana ulaşmakta sıkıntı çekiyorlar. Nitekim, reel sektörün çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Hisarcıklıoğlu da bıçağın gırtlağa dayandığını, artık esnaf ve KOBİ’ler pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Hisarcıklıoğlu, bankalara da açık bir çağrıda bulunuyor. Faizler yükseldiğinde artışın aynı gün krediye yansıtıldığını, ancak faizler düştüğünde indirim için aylarca beklendiğini söylüyor. Bunun piyasadaki ödeme zincirini bozduğunu, çek ve senetlerin karşılıksız kalmasına neden olduğunu ifade ediyor.
TOBB olarak üzerlerinde düşeni, iş dünyasının talepleri doğrultusunda düşük faizli ve uzun vadeli Nefes Kredisi’nin yeniden hayata geçirildiklerini belirten Hisarcıklıoğlu; “Bugüne kadar Türkiye genelinde 600 bin üyeye kefil olduklarını, bunun dünyada benzeri olmayan bir uygulama olduğunu, yeni kredi paketleri üzerinde çalıştıkları da söylüyor.
Reel sektörün ayakta kalması için ilave adımlar atılması gerektiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu; Merkez Bankası ve bankaların üst yönetimleriyle yapılan görüşmelerde üretim, yatırım, istihdam ve ihracatın korunmasının önemini vurguladıklarını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştıracak düzenlemeler ile döviz dönüşüm desteklerinin artırılmasını talep ettiklerini belirtiyor.
İşin özü; iş dünyası, finansmana kolay erişim için gerekli adımların atılması gerektiğine işaret ediyor. Bunun için de, kredi maliyetlerinin düşürülmesini ve bankaların reel sektöre daha fazla destek vermesi gerektiğini belirtiyorlar.
Bu uyarılar elbette ki, dikkate alınmalı ve zaman geçirilmeden gerekli tedbirler uygulamaya konulmalı. Türkiye ekonomisi gerçek anlamda zor günler geçiriyor. Enflasyonla mücadele adı altında yapılan ve iç piyasayı tamamen kapatan uygulamalar reel sektörün boğazını sıkıyor.
Aslına bakarsanız enflasyonla mücadele de gözle görülür bir ilerleme de yok! Enflasyonda dönüp dolaşıp, Sayın Şimşek’in göreve başladığı döneme göre çok da farklı bir noktada değiliz.
Yani bütün bu fedakarlığa rağmen, sonuç değişmiyorsa, “attığımız taş ürküttüğümüz kurbağalara” değmiyor demektir.
Enflasyonla mücadele ediyoruz diyerek başta esnaflar ile KOBİ’lerin boğazını sıkan uygulamalar, peş peşe gelen vergiler, harçlar ve cezalar artık dayanma duvarını aşmış durumda. Geçtiğimiz günlerde pastane sahibi bir arkadaşla konuşuyorduk. Çok dertliydi. Benim aldığım tüm ham maddeye yüzde bir oranında KDV ödüyoruz. Buna karşın ürettiğimiz tüm ürünlere yüzde 10 KDV tahsil ediyoruz. Hal böyle olunca, aradaki yüzde 9 oranındaki fark, elimizdeki tüm nakdi alıp götürüyor. Kazandığımızı sermayemize katamıyor, vergi olarak geri veriyoruz. Yani biz maliyenin tahsildarlığını yapıyoruz.
Özetle;
Bugün piyasada gerçek anlamda nakit dolaşımı neredeyse kalmadı. Ticaret büyük ölçüde kredi kartı ve tüketici kredileri üzerinden dönüyor. Esnaf ise yaptığı satışın bedeline günler sonra ulaşabiliyor. O süre içinde maaşını, kirasını, vergisini ve tedarikçisini ödemek zorunda kalıyor. Finansman sıkıntısının önemli nedenlerinden biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bankalar, yüksek kredi faizleriyle sıkboğaz ettiği iş dünyasını bir de kullandırdığı kredi kartları ile bir kez daha mağdur ediyor.
Rifat Başkanın, bankaları insafla ve vicdanlı davranmaya davet etmesi boşa değil. Elbette bankalar da yüksek enflasyon, fonlama maliyetleri ve para politikalarının belirlediği çerçevede hareket ettiklerini savunuyor. Ancak ekonomik sistemin sürdürülebilirliği açısından yalnızca bankacılık sektörünün kârlılığı değil, üretimin ve ticaretin ayakta kalması da aynı derecede önem taşıyor.
Ekonomi yalnızca bankalarla büyümez. Üreten, istihdam sağlayan ve vergi ödeyen reel sektör ayakta kaldığı sürece büyür. Bankalar elbette ekonominin vazgeçilmez kurumlarıdır; ancak ekonominin yükünü taşıyanların omuzlarına biraz da destek vermelerinin zamanı gelmedi mi?