Bugünlerde kayyum Kemal paratoner vazifesi görüp tüm toplumsal öfkeyi kendine çeken bir nefret objesine dönüştüğü için içinde yaşadığımız ekonomik felaketin, önlenemeyen enflasyonun ve vatandaşların boğuşmak zorunda kaldığı hayat pahallılığının asıl müsebbibi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek gölgede kaldı ve unutuldu.

Oysa bugün yaşanan ekonomik sıkıntıların en büyük sebebi AKP’nin akla zarar ekonomi politikaları ve bu politikalar sonucunda ortaya çıkan devasa krizi ortadan kaldırması için göreve getirilen Mehmet Şimşek’in başarısızlığıdır.

İktidarın büyük umutlar ile atadığı, vatandaşların ise “acaba bu becerebilir mi?” diye kaygıyla karışık bir umut beslediği Mehmet Şimşek neticede başarısız olmuştur.

Aslında Mehmet Şimşek değil mezarından kalkıp Adam Smith, John Maynard Keynes ya da Milton Friedman gibi büyük ekonomistler bile bu göreve atansa başarılı olmaları mümkün değildir.

Başarılı olmaları mümkün değildir çünkü; sorun kişilerin performansı değil sistemin arızalı olmasından kaynaklanmaktadır.

Hepimiz biliyoruz ki sistem arızalı olup yapısal dönüşüm gerektiriyorken ustanın feriştahı gelse makineyi tamir edemez ve en nihayetinde başarısız olur.

Tamam, ustanın feriştahı gelse makineyi tamir edemez ve en nihayetinde başarısız olur ama birde kötü, bilgisiz ve beceriksiz bir usta işe el atarsa makinenin durumu ilk halinden bile beter olur.

Mehmet Şimşek de beceriksiz ve bilgisiz bir usta olarak tamir etmek ile görevlendirildiği makineyi ilk halinden bile kötü bir duruma getirmiştir.

Türkiye’nin sorunu yapısaldır! Bu yapısal sorunları gidermeden pansuman tedbirler ile krizin ortadan kaldırılamayacağı, kaybedilen vakit ve nakit nedeniyle sorunun daha da derinleşip yaranın kangrenleşeceği ortadadır.

Peki, ben bir ekonomist olarak Mehmet Şimşek neden bilgisiz ve beceriksiz ekonomiyi çok kötü yönetiyor diyorum?

Mehmet Şimşek göreve başladığı zaman eski ekonomi yönetimini en sert dille eleştirmiş ve uygulayacağı rasyonel politikalar ile ham cari açık sorunu, hem dış borç meselesini ve hem de yüksek enflasyon problemini çözeceğini iddia etmişti.
Gelinen noktada ne cari açık sorunu, ne dış borç meselesi ve ne de enflasyon problemi çözülebilmiş değildir üstüne üstlük yerli ve milli üretim gücünün çökmesi içeride ve dışarıda pazar kaybetmesi sorunu bu sorunlara eklenmiştir.

Şimşek’in ekonomi politikaları iki temel hatadan muzdariptir, bunlar:

1- Gelirler baskılanıp iç talep kısılarak enflasyonun düşürülebileceği iddiası.

2- Kurlar baskılanarak enflasyonun düşürülebileceğini düşünmesi.

Gelin bu politikaları bir analiz edelim:

1- Gelirler baskılanıp iç talep kısılarak enflasyonun düşürülebileceği iddiası.

İktisat fakültelerinin birinci sınıfında fiyatların piyasada oluşumu analiz edilirken bir arz talep dengesi anlatılır. Bu denkleme göre talep artarsa fiyatlar yükselir, talep azalırsa fiyatlar düşer. Aslında konu bundan çok daha komplekstir konuyu basitçe anlatırken arzın kısa vadede sabit olduğu varsayılır ve denklem bu şekilde anlatılır.

Oysa gerçek hayatta arz da talep de sabit değil değişkendir. Dahası modern sanayi toplumlarında hemen hemen her zaman ve her üründe arz fazlası, talep noksanı vardır, bir sanayi toplumunun üretim gücü neredeyse her zaman tüketimin ciddi miktarda üstündedir ve bu yüzden de daima bir atıl kapasite bulunur. Bu yüzden de firmalar talebi artırmak ve tüketimi canlandırabilmek için kampanyalar düzenlemek ve reklam yapmak zorundadır.

Bu noktada ek bir talep ortaya çıktığında firmalar öncelikle fiyatlarına zam yapmak yerine atıl kapasitelerini değerlendirmeyi, bu şekilde maliyetlerini düşürmeyi ve birimden değil sürümden kazanmayı düşünür.

Fakat siz tüketimi kısacak, talebi azaltacak, geliri baskılayan politikalar uygularsanız bu sefer tam aksi yönde bir sonuç elde edersiniz. Satışları düşen firmaların atıl kapasiteleri artar, maliyetleri yükselir ve zarar edip batmamak için mecburen fiyatlarını artırmak zorunda kalırlar.

Bu noktada eğer firmaların dış pazara yönelme imkanı varsa elbette bu imkanı da kullanırlar ama Türkiye’de baskılanan kurlar yüzünden firmaların dış pazarlara yönelme imkanı da ortadan kaldırılmıştır.

2- Kurlar baskılanarak enflasyonun düşürülebileceğini düşünmesi.

Bir ekonomide enflasyon artarken kurlar baskılanırsa para birimleri arasındaki denge ortadan kalkar, yurt içi üretim pahalılaşır ve ithal mallar ucuzlaşır. İthalat ve ihracatın serbest olduğu ülkelerde bu durum eninde sonunda içerideki üretim gücüne zarar verir, yerli firmalar hem iç pazarda ve hem de dış pazarlarda güç kaybeder.

Bu iki politika bir arada uygulanınca enflasyon sorununun yanına birde yerli ve milli üretim gücünün yok olması sorunu eklenir, ithal mallar piyasayı istila eder, ihracatçı dış pazarları kaybeder, işsizlik ve en nihayetinde de yoksulluk artar.

Türkiye’de bugün yaşanan durum tam da budur sonuçta Hazine ev Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başarısız olmuş, sınıfta kalmıştır...