“91 ONURLU SAVAŞÇI YOLA ÇIKTI” İsimli bir önceki makalemde ( Bu makalemi https://sonsoz.com.tr/91-onurlu-savasci-yola-cikti bağlantısından okuyabilirsiniz) “tek tek adlarını saydığım 91 onurlu savaşçı memleketimizde otokrasiye karşı demokrasiyi korumak için ellerini taşın altına koydu; zor, belalı ve son derecede tehlikeli bir yola çıkmaya tereddüt etmedi.” Demiş ve “Şunu da söylemem gerekir ki halkın sevgisi ve desteği dışında hiçbir silahları olmayan bu 91 onurlu savaşçı kendilerini millete emanet etmiş bulunmaktadır! Ben eminim ki milli irade milletin hak ve özgürlüklerini korumak için yola çıkan bu ekibin arkasında yüce dağlar gibi sağlam duracak ve milletimizin sevgisi sel olup akacaktır.” Diye de eklemiştim.

Evet, bu 91 onurlu savaşçı gözlerini kararttı, kişisel hayatlarını da etkileyebilecek her türlü siyasi, mali ve cezai riski göze alarak memleketimizde otokrasiye karşı demokrasiyi korumak için yola çıktı ve yukarıda da dediğim gibi arkalarında halk desteği dışında hiçbir güç yok...

Tamam, paraları yok, binaları yok, ama yürekleri, azimleri ve umutları var...

Bu noktada bize de düşen; sadece lafta sözde destek olmak değil, onları namerde muhtaç edip, ona buna avuç açmak zorunda bırakmamaktır...

Bu ülkede otokrasiye karşı demokrasiyi...

Keyfiliğe karşı hukuku...

Yasaklara karşı özgürlüğü...

Yokluğa yoksulluğa karşı refahı...

Haksızlığa karşı adaleti...

Savunan herkes öncelikle Yeni Partiye üye olmalı, üye aidatını düzenli olarak ödemeli ve imkanı müsait olanlar da karınca kararınca, az çok demeden gücü yettiğince bağış yapmalıdır.

Bu şekilde mali sorun yaşamadan, kimseye muhtaç ve bağımlı olmadan, sadece üyelerin ve vatandaşların gönül rızası ile verdikleri paralar ile kurulacak ve idame ettirilecek Yeni Parti demokrasiyi savunma yolunda çok daha özgür ve rahat hareket edebilecektir.

Ben uzun zamandır siyasi partilerin ve siyasi faaliyetlerin finansmanı hakkında düşünen, araştıran, yazan çizen bir iktisatçıyım.

Demokrasilerin en zor sınavı siyasetin finansmanı konusundadır bu noktada siyaseti vesayet altına alan “lobiler” ya da “para babaları” siyasetin temel görevi olan halkın hak ve menfaatlerini koruma vazifesini zora sokmakta, bazen de mümkün olmaktan çıkarmaktadır.

Günümüzde siyaset ve siyasi faaliyetler oldukça pahalı bir hale gelmiş bulunmaktadır bu faaliyetlerin ihtiyaç duyduğu finansmanı bulmak çok daha zordur.

Kim, niye siyaseti finanse eder?

Mali ya da siyasi bir çıkar beklemeyen biri siyasete neden para aktarsın?

Bakınız bunlar acı gerçeklerdir ve siyaset bu soruna doğru bir çözüm bulamazsa kısa sürede para babalarının güdümüne girip, halkın değil dar bir azınlığın çıkarına hizmet etmeye başlar.

Bu sorunu çözebilmenin ve siyasetin “para babalarının” güdümüne girmesini engelleyebilmenin iki temel yolu vardır:

1- Siyasete kamu kaynaklarından finansman sağlamak.

2- Vatandaşların rızaya dayalı gönüllü bağışları ile kaynak sağlamak.

Birinci yolda kamu kaynaklarını kullanarak siyaseti finanse ederken son derecede adil ve şeffaf olmak gerektiği olmazsa olmaz koşuldur.

İkinci yol yani bir ülke vatandaşlarının desteklediği siyasi partiye rızaya dayalı gönüllü bağışlar ile kaynak sağlaması aslında en doğru yoldur. Milyonlarca özgür bireyin küçük küçük katkıları sayesinde bir siyasi parti kimsenin güdümüne girmeden doğru bildiğini savunabilir ve halkın menfaatlerini koruyabilmek için eli çok daha rahat olur.

Bu noktada önemli olansa parti hesaplarının yasalara uygun ve şeffaf bir şekilde denetlenmesidir bu sayede vatandaşların güvenini kimse istismar edemeyecektir.

Sonuç olarak yukarıda da dediğim gibi bu noktada bize de düşen; sadece lafta sözde destek olmak değil, onları namerde muhtaç edip, ona buna avuç açmak zorunda bırakmamaktır...

Yani pamuk eller cebe...