Hayatımızdaki pek çok şeyin sonuncusunu, onun son olduğunu bilmeden yaşarız.

Bir arkadaşımızla son kez aynı masaya otururuz mesela. Bir komşuyla son kez merdivende karşılaşır, yıllardır gittiğimiz bir yere son kez uğrarız. Bazen bir insanla son kez kahve içer, kapıdan çıkarken her zamanki gibi “görüşürüz” deriz. Gerçekten görüşeceğimizden neredeyse eminizdir.

Ama bazen görüşmeyiz.

Bunun illa kötü bir sebebi olması da gerekmez. İnsanlar başka şehirlere taşınır, işler değişir, arkadaşlıklar seyrekleşir, yollar ayrılır. Bir zamanlar haftanın birkaç günü gördüğümüz birini yıllar sonra sosyal medyada karşımıza çıktığında hatırlarız. Hayat bunu bize herhangi bir duyuru yapmadan gerçekleştirir.

Belki de garip olan şu: İlkleri fark etmek konusunda oldukça iyiyiz.

İlk iş günü, ilk maaş, ilk ev, ilk buluşma, ilk seyahat… Tarihini bile hatırlayabiliriz. Fotoğrafını çeker, anlatır, bazen kutlarız.

Sonlar ise çoğu zaman sessizdir.

Son kez çocukluk evimizin kapısından çıktığımızı, bir arkadaş grubunun son kez eksiksiz toplandığını veya her hafta uğradığımız bir esnafla son kez sohbet ettiğimizi o anda anlamayız.

Çünkü insan zihni hayatın devam edeceğini varsayarak yaşıyor.

“Bir ara giderim.”

“Sonra ararım.”

“Nasıl olsa görüşürüz.”

Bu cümlelerin rahatlığı da buradan geliyor. Önümüzde sınırsız sayıda başka gün varmış gibi davranıyoruz.

Elbette bunun tersini yapıp her buluşmayı büyük bir vedaya dönüştürmenin de anlamı yok. İnsan sürekli “Ya bu son görüşmemizse?” düşüncesiyle yaşayamaz. Böyle bir hayat yorucu olurdu.

Ama belki küçük bir farkındalık gerekiyor.

Sevdiğimiz biriyle otururken sürekli telefona bakmamak, annemizin anlattığı aynı hikayeyi üçüncü kez duyduğumuzda hemen konuyu değiştirmemek, uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımıza “bir ara buluşalım” demek yerine gerçekten bir gün belirlemek gibi…

Büyük şeylerden söz etmiyorum.

Hayat zaten çoğunlukla büyük anlardan oluşmuyor.

Mutfakta içilen çaylardan, kapı önündeki birkaç dakikalık sohbetlerden, işe giderken edilen telefonlardan, aynı masanın etrafında geçirilen sıradan akşamlardan oluşuyor.

Ve yıllar sonra dönüp baktığımızda en çok özlediğimiz şeyler de çoğu zaman bunlar oluyor.

Belki mesele her anın kıymetini bilmek gibi büyük bir cümle kurmak da değil.

Sadece bazı şeylerin sandığımız kadar sınırsız olmadığını hatırlamak.

Çünkü hayat bize çoğu zaman “Bu sondu” diye haber vermiyor.

Biz bunu ancak çok sonra anlıyoruz.