Eskiden bir şey bozulduğunda hemen yenisi alınmazdı. Önce tamir etmenin bir yolu aranırdı.
Ayakkabının tabanı değişirdi, sandalye onarılırdı, bozulan televizyon tamirciye götürülürdü. Eşyaların üzerinde zamanın izleri olurdu ama bu izler onları değersiz yapmazdı.
Şimdi ise bozulanı tamir etmek yerine değiştirmek daha kolay geliyor.
Üstelik bu alışkanlık yalnızca eşyalarda kalmadı.
Bir arkadaşlık eskisi gibi gitmiyorsa uzaklaşıyoruz. Bir ilişkide sorun çıkıyorsa konuşmak yerine bitirmeyi düşünüyoruz. Bir iş istediğimiz hızda ilerlemiyorsa hemen başka bir yol arıyoruz.
Çünkü beklemek zor geliyor.
Her şeyin hızlısına alıştık. Hızlı yemek, hızlı alışveriş, hızlı iletişim… Bir şey istediğimiz anda elimizde olsun istiyoruz.
Ama insan ilişkilerinin bir teslimat süresi yok.
Güven birkaç dakikada kurulmadığı gibi birkaç konuşmada da geri gelmiyor. Kırılan bir kalbin de değişim garantisi yok.
Belki de unuttuğumuz şey şu:
Her bozulan şey çöpe atılmak zorunda değil.
Bazı şeyler tamir edilirken değer kazanır. Bazı ilişkiler de yaşanan kırgınlıklara rağmen yeniden kurulabilir.
Belki biraz daha az tüketip biraz daha fazla tamir etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü günün sonunda mesele sadece eşyaları ne kadar süre kullandığımız değil, hayatımızdaki insanlara ne kadar süre emek verdiğimiz.