Tarım, lobisi olmayan ancak hayatımızın her aşamasında yaşantımızı temelden etkileyen önemli bir sektör. Üzerinize aldığınız bir giysiyi, evinize aldığınız bir eşyayı ya da kullandığınız herhangi bir objeyi yıllarca kullanabilirsiniz. Öyle ki, bunun modası geçti, ya da yeni bir teknoloji hayatımıza girdi demeden eskiden kolayca vazgeçmeyebilirsiniz, ama üst üste iki gün aç kalamazsınız. Çünkü insan, yeni bir telefon almadan yıllarca yaşayabilir; ama ekmeksiz, sütsüz ve gıdasız yaşayamaz.
Bunun en güzel örneklerini geçtiğimiz yıllarda ülke olarak yaşadık. “Paramız var ki, alabiliyoruz” diyenlerin kapı kapı dolaşıp buğday, yağ, et ve diğer temel gıda ürünleri tedarik etmek için ne kadar çaba harcadıklarına şahit olduk.
Şimdi önümüzde çok daha zor günler bizi bekliyor. Küresel gıda fiyatları, jeopolitik risklerin yol açtığı tedarik zinciri aksaklıkları ve artan sıcaklıklar nedeniyle son 3,5 yılın zirvesine çıkmış durumda.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), uluslararası gıda fiyatlarındaki aylık değişimin izlendiği FAO Gıda Fiyat Endeksinin temmuz ayına ait verilerini açıkladı.
FAO verilerine göre tahıl, buğday, mısır, bitkisel yağ ve şeker fiyatlarındaki yükseliş, küresel gıda fiyatlarını son üç buçuk yılın en yüksek seviyesine taşıdı.
Tahıl Fiyat Endeksi temmuzda önceki aya göre yüzde 3,4 ve yıllık bazda yüzde 6,9 artışla 113,8 puan olmuş. Küresel buğday fiyatları aylık bazda yüzde 5,8 ve yıllık bazda yüzde 9,9 yükselmiş. FAO uzmanları, Karadeniz’deki ihracat akışında kesintilerin sürmesi ve ihracat yapısına yönelik hasarlar nedeniyle artan arz endişelerinin, fiyatlardaki yükselişi tetiklediğini belirtmişler.
Sadece buğday değil, mısır fiyatları da ABD’nin bazı bölgelerinde görülen sıcak ve kurak hava koşulları ile enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle temmuzda aylık bazda yüzde 3,6 oranında artış göstermiş.
Bitkisel Yağ Endeksi de aylık bazda yüzde 3,7 artışla 195,7 puan olurken Haziran 2022’den beri görülen en yüksek seviyeye yükselmiş. Yine, şeker fiyat endeksi de önceki aya göre yüzde 5,6 artarak 95 puan olmuş. Et ve süt fiyatlarında da kısmi olarak bir düşüş yaşanırken, yıllık bazda ette bir önceki yıla göre yüksek, süt fiyatlarında ise düşük bir seyir izliyor.
Konunun uzmanları bunu, uzun süreli sıcak ve kurak havanın üretici ülkelerde tarımsal üretimi olumsuz etkilemesinin doğal bir sonucu olarak görüyor.
Dünya gıda fiyatlarında bunlar yaşanırken aynı dönemde Türkiye’deki tabloya bakalım. Türkiye İstatistik Kurumu, temmuz ayı enflasyon verilerini açıklarken, gıda ürünleri enflasyonunun aylık bazda yüzde 1,61, yıllık da ise 37,53 ile yine zirvede yer aldığına dikkat çekti.
Üretimin, hasadın en çok olduğu dönemde gıda fiyatlarının bu denli artması gelecek açısından endişe verici. TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine göre, aylık bazda fiyatı en fazla artan ürünler de, en çok düşen ürünler de tarım ve gıda ürünleri içinden çıktı. Fiyatı en çok artan ürünler arasında soğan, sarımsak, mantar ve zeytin grubu yer alırken, fiyatı en çok düşen ürünler arasında taze meyveler, turunçgiller, yumurta ve yeşil yapraklı sebzeler oldu.
Aylık bazda fiyatı en fazla artan ürün grubu yüzde 25,87 ile soğan, sarımsak, mantar ve zeytin oldu. Bu grubun yıllık fiyat artışı ise yüzde 104,57’yi buldu. Yıllık artışın yüzde 100’ü aşması, özellikle depolanabilen ürünlerde üretim planlaması, stok yönetimi ve pazarlama zincirindeki sorunların hâlâ devam ettiğini gösteriyor.
Özetle;
Ülkemizde tarımın sahipsiz kaldığını söylemek mümkün. Girdi fiyatlarındaki sürekli yükselişe karşın ürünün yerinde değerini bulamaması, buna karşın tüketicilerin alabildiğine pahalıya tüketmeleri bu görüşümüzü doğruluyor.
Yaz mevsiminde olmamıza rağmen mevsim ürünlerini pahalıya tüketiyor olmamız özellikle dar gelirli kesimleri derinden etkiliyor. Emekliler, asgari ücretliler, dul ve yetim aylığı alanlar ile günü birlik çalışıp aldıkları yevmiye ile sofra kuranlar bu durumu her ortamda dile getiriyorlar. Yaklaşık altı yıldır devam eden yüksek gıda enflasyonu, milyonlarca insanı pazarlarda tezgâhlara değil, kasaların fiyat etiketlerine bakmaya mecbur bırakıyor.
Sofraların et, süt ve süt ürünlerini koyamayan, bir yumurtayı çocuklarına paylaştırmak zorunda kalan anneler, yaz aylarında üretimin arttığı bir dönemde görülen bu fiyat artışını, değerlendirmekte güçlük çekiyorlar.
Tarımda Avrupa’da birinci, dünyada yedinci sırada olmakla övünen ülkemiz, gıda enflasyonunda da Avrupa’da açık ara birinci, dünyada ilk 5 ülke arasında yer aldığını görmezden geliyorlar.
Bugün yazın ortasında meyveye, sebzeye, süte ve ete ulaşmakta zorlanan bir toplumun, kış aylarında nasıl bir tabloyla karşılaşacağını kestirmek zor değil. Tarım sadece çiftçinin meselesi değildir; ülkenin gıda güvenliği, ekonomik istikrarı ve sosyal huzurunun da temelidir. Bu nedenle tarımı ihmal etmek, yalnızca tarlayı değil, yarının sofralarını da boş bırakmaktır.