Bazı şeylerin bir son kullanma tarihi yoktur ama bir zamanı vardır.

Bir telefon mesela. Tam ihtiyacınız olduğu gün çalmadıysa, haftalar sonra çalmasının aynı anlamı olmaz. Bir özür, kırgınlığın en ağır olduğu zamanda gelmediyse yıllar sonra söylendiğinde insanı eskisi kadar rahatlatmaz. Bir teşekkür bile bazen böyledir. Zamanında söylenmediğinde, sonradan ne kadar güzel cümleler kurulursa kurulsun eksik kalır.

Çünkü hayat sadece ne yaptığımızla değil, ne zaman yaptığımızla da ilgilidir.

İnsanlar çoğu zaman bunu gözden kaçırıyor. “Nasıl olsa sonra söylerim”, “Bir ara ararım”, “Daha sonra hallederiz”, “Zamanı gelince yaparım” derken aslında o anın değerini erteliyoruz.

Oysa bazı kapılar kapanmıyor belki ama aradan zaman geçince insanın o kapıdan girme isteği kalmıyor.

Birinin size ihtiyacı varken yanında olmakla, her şeyi tek başına atlattıktan sonra yanında olmak aynı şey değil. Bir insan çabalarken ona değer vermekle, vazgeçtikten sonra kıymetini anlamak da aynı değil.

Bazen insanlar geç kalınca daha büyük şeyler yaparak aradaki farkı kapatabileceklerini düşünüyor. Oysa mesele yapılan şeyin büyüklüğü değil. Mesele zamanlaması.

Susmamanız gereken yerde sustuysanız, sonradan kurduğunuz on cümle o gün söylenecek tek cümlenin yerini tutmayabilir.

Gitmeniz gereken gün gitmediyseniz, aylar sonra yapacağınız ziyaret aynı ziyaret değildir.

Birine değer verdiğinizi, o insan artık bunu duymaya ihtiyaç duymadığında söylemek de biraz böyledir.

Bu yüzden “geç olsun, güç olmasın” sözü hayatın her alanında işlemiyor.

Bazen geç olan gerçekten geçtir.

Çünkü zaman yalnızca takvimden gün eksiltmez. İnsanların hevesini değiştirir, beklentisini azaltır, duygusunu dönüştürür. Dün çok istediğimiz bir şeyi bugün istemeyebiliriz. Bir zamanlar cevabını beklediğimiz soruyu artık merak etmeyebiliriz.

Belki de bu yüzden hayatımızdaki önemli şeyleri sürekli doğru zamanı bekleyerek ertelememek gerekiyor.

Çünkü bazı şeyler değerini kaybetmez.

Ama zamanı geçince bizim için taşıdığı anlamı kaybedebilir.