Eskiden bir insanın hayatında yapmak istediği şeylerin bir sınırı vardı. Zamanı yoktu, cesareti yoktu, belki fırsatı yoktu.
Şimdi bunlara bir yenisi eklendi: Parası yok.
İnsan bazen yalnızca geçinmek için para kazanmıyor. Yaşamak için de paraya ihtiyacı var. İşte bunu konuşmayı çoğu zaman unutuyoruz.
Çünkü hayat sadece kira, fatura, market ve ulaşım masrafından ibaret değil.
Bir hobi edinmek istiyorsun. Kursa yazılmak gerekiyor.
Spor yapmak istiyorsun. Spor salonu ücretli.
Bir müzik aleti öğrenmek istiyorsun. Enstrüman almak gerekiyor.
Kitap okumak istiyorsun. Kitapların fiyatı ortada.
Arkadaşlarınla buluşmak istiyorsun. Bir kahve içmek bile artık "Bir kahve içip kalkarız" kadar basit değil.
Tatile gitmek zaten başka bir hesap.
Bazen insanın yapmak istediği şey çok basit oluyor. Bir akşam dışarı çıkmak, sinemaya gitmek, yeni bir restoran denemek, bir konsere katılmak...
Sonra telefonun hesap makinesini açıyorsun.
"Şimdi bunu yaparsam ay sonuna ne kalacak?"
Ve vazgeçiyorsun.
Bence ekonomik sıkıntının en görünmeyen tarafı tam da burada başlıyor.
İnsan yalnızca parasından eksilmiyor. Hayatından da eksiliyor.
Bir süre sonra arkadaşının davetini geri çeviriyorsun çünkü hesabı ödemek istemiyorsun. Bir başka gün gitmek istediğin kursun fiyatına bakıp sayfayı kapatıyorsun. Bir konser duyurusu görüyorsun, bilet fiyatını görünce geçiyorsun.
Derken insan fark etmeden kendi hayatını küçültmeye başlıyor.
Önce dışarı çıkmaktan vazgeçiyor.
Sonra hobilerinden.
Sonra planlarından.
Sonra "Bir gün yaparım" dediği şeylerin sayısı artıyor.
En sonunda da hiçbir şey istememeye başladığını sanıyor.
Oysa belki de hiçbir şey istemediği için değil, istediği şeylere ulaşamayacağını düşündüğü için istemekten vazgeçiyor.
Bu ikisi aynı şey değil.
Para sıkıntısının ilişkiler üzerinde de tuhaf bir etkisi var.
Arkadaşlıkların içine hesap kitap giriyor.
"Bu ay biraz sıkışığım."
"Sen git, ben bu sefer gelemeyeceğim."
"Bir dahaki ay yaparız."
"Evde oturalım."
Bir süre sonra insan sürekli mazeret üretmekten yoruluyor.
Üstelik bazen kimse sana "Paran yok diye gelmiyor musun?" demiyor. Sen bunu kendi içinde büyütüyorsun.
Kendini eksik hissediyorsun.
Başkalarının hayatına bakıyorsun. Tatile gidenler, yeni şeyler deneyenler, kurslara başlayanlar, konserlere gidenler...
Sosyal medyada herkes hayatını yaşıyor gibi görünüyor.
Sen ise ay sonunu hesaplıyorsun.
Bu karşılaştırma insanın psikolojisini de yoruyor.
Çünkü yoksunluk sadece cebinde hissedilmiyor. Bazen özgüveninde, ilişkilerinde ve hayata bakışında da kendini gösteriyor.
Oysa insanın iyi hissetmesi için her zaman büyük şeylere ihtiyacı yok.
Bir hobi edinmek, yeni bir şey öğrenmek, arkadaşlarıyla oturup sohbet etmek, sinemaya gitmek, bir şehir görmek...
Bunlar lüks değil.
Bunlar hayatın kendisi.
Ama bugün birçok insan önce temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken hayatın geri kalanını ertelemek zorunda kalıyor.
"Şimdilik böyle."
"Sonra yaparım."
"Biraz para biriktireyim."
"Şu borç bitsin."
"Şu ayı atlatalım."
Peki o "sonra" ne zaman gelecek?
Belki de asıl sorumuz bu olmalı.
Çünkü insan sadece hayatta kalmak istemiyor.
Yaşamak istiyor.
Gülmek, gezmek, öğrenmek, üretmek, arkadaşlarıyla vakit geçirmek, aşık olmak, bir şeyler denemek, başarısız olmak, yeniden başlamak istiyor.
Bunların hepsini parayla satın alamayız elbette.
Ama günümüzde bunların önemli bir bölümüne ulaşabilmek için paraya ihtiyaç duyuyoruz.
Bu yüzden ekonomik sıkıntıyı yalnızca "Ay sonunu nasıl getireceğiz?" sorusuna indirgemek eksik kalıyor.
Asıl mesele bazen şu:
Ay sonunu getirirken hayatımızdan neleri götürüyoruz?
Belki de bir toplumun refahını yalnızca insanların kaç lira kazandığıyla değil, o parayla nasıl bir hayat yaşayabildiğiyle ölçmek gerekiyor.
Çünkü insanın hayatı sadece faturalarını ödeyebildiği günlerden ibaret olmamalı.
Bir insanın hayal kurmaya da bütçesi olmalı.
Bir kursa yazılmaya, bir kitap almaya, arkadaşlarıyla kahve içmeye, bir gün hiçbir şey düşünmeden gezmeye...
Kısacası biraz da yaşamaya.
Çünkü para olmayınca sadece cebimiz boşalmıyor.
Bazen hayatımız da sessizce küçülüyor.