Sabah gözümüzü açar açmaz yaptığımız ilk şey ne?

Alarmı kapatmak mı?

Belki...

Ama hemen ardından elimiz telefona gidiyor. Bir bildirim, bir mesaj, sosyal medyada birkaç saniyelik bir bakış derken gün daha başlamadan dünyanın bütün gürültüsünü odamıza dolduruyoruz.

Kahvemizi içerken telefon elimizde, trafikte beklerken telefon elimizde, arkadaşımızla sohbet ederken telefon masada... Hatta bazen karşımızdaki insan konuşurken bile gözümüzün bir köşesi ekranda.

Peki gerçekten telefonu biz mi kullanıyoruz, yoksa telefon mu bizi kullanıyor?

Bir dakikalık bakış, saatlere dönüşüyor

Sosyal medya uygulamalarının en büyük başarısı, bizi orada tutmayı başarmaları.

“Bir bakıp çıkacağım” diye açtığımız uygulamada yarım saat, hatta bir saat geçirebiliyoruz.

Üstelik çoğu zaman ne izlediğimizi bile hatırlamıyoruz.

Bir video geliyor, ardından başka bir video... Bir haber, bir yorum, bir tartışma, bir reklam...

Zihnimiz sürekli yeni bir uyarıcıyla karşılaşıyor.

Sonra telefonu bırakıyoruz ve kendimize şu soruyu soruyoruz:

“Ben az önce ne yaptım?”

Cevap çoğu zaman yok.

Asıl kaybettiğimiz şey zaman değil

Telefonla geçirdiğimiz zamanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Oysa bence kaybettiğimiz yalnızca zaman değil.

Dikkatimizi kaybediyoruz.

Sessiz kalabilme yeteneğimizi kaybediyoruz.

Beklemeyi unutuyoruz.

Sıkılmaya tahammül edemiyoruz.

Otobüs beklerken bile birkaç dakika boş duramıyoruz. Asansörde beklerken telefonumuza bakıyoruz. Bir restoranda yemeğin gelmesini beklerken ekranı açıyoruz.

Sanki hayatın her boşluğunu bir içerikle doldurmak zorundayız.

Oysa insanın bazen hiçbir şey yapmadan durmaya da ihtiyacı var.

Çocuklarımıza ne bırakıyoruz?

Belki de meselenin en önemli tarafı burada.

Çocuklara “Telefonla çok oynama” diyoruz.

Ama bunu söylerken elimizde kendi telefonumuz oluyor.

Çocuğumuza “Benimle konuşurken telefonuna bakma” diyoruz, fakat o bize bir şey anlatırken bizim gözümüz ekranda.

Çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı öğreniyor.

Bu nedenle teknolojiyle mücadele etmek yerine teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Telefon düşmanımız değil.

Ama hayatımızın merkezine koyduğumuzda ciddi bir sorun haline geliyor.

Belki de küçük bir başlangıç yeterli

Bunun için telefonu tamamen hayatımızdan çıkarmamız gerekmiyor.

Bazen yemek yerken telefonu masadan kaldırmak...

Bazen yatmadan yarım saat önce ekranı kapatmak...

Bazen arkadaşımızla konuşurken telefonu sessize almak...

Bazen de canımız sıkıldığında hemen telefona sarılmamak...

Bunlar küçük adımlar gibi görünebilir.

Ama belki de ihtiyacımız olan tam olarak budur.

Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var.

Hayatımızın kendisi olmak için değil.

Ve belki bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:

Telefonumu ne kadar süre kullandım?

Değil...

Telefonum yüzünden hayatın ne kadarını kaçırdım?

Çünkü bazı bildirimleri kaçırmanın hiçbir önemi yok.

Ama karşımızdaki insanın gözlerindeki ifadeyi, çocuğumuzun anlattığı küçük bir hikâyeyi, dostumuzla yapılan samimi bir sohbeti kaçırırsak, onu geri getirecek hiçbir “yenile” tuşu yok.