Yaşamın ilahi bir mucize değil tüm diğerleri gibi uygun koşullarda ortaya çıkan sıradan bir doğa olayı olduğunu bilen bir çok bilim insanı “Evrenin yaşının büyüklüğü ve muazzam sayıda yıldızın varlığı ile birlikte, hayat için Dünya'nın tipik bir gezegen örneği olduğu varsayımı da göz önüne alındığında, dünya dışı yaşamın yaygın olması gerekir.” Demektedir.

Evet bence de yaşam sadece dünya adı verilen bu küçük gezegene özgü bir mucize değil evrenin tamamında oluşması beklenen yaygın bir doğa olayıdır.

Evrenin muazzam büyüklüğü ve yaşı göz önüne alındığında bir çok yaşam formunun oluşmuş olması da işin beklenen normalidir. Bu normal beklentiye rağmen bugüne kadar evrende herhangi bir dünya dışı yaşam belirtisi gözlemlenememiştir.

İşte ortaya çıkan bu anormal sonuca “Fermi Paradoksu” denmektedir.

Bu söylemin hikayesi de şöyledir: 1950'de Los Alamos Ulusal Laboratuvarı'nda çalışan fizikçi Enrico Fermi, öğle yemeğinde iş arkadaşları Emil Konopinski, Edward Teller ve Herbert York ile dünya dışı yaşam konusu üzerinde sohbet ediyordu yemek sırasında Fermi birdenbire "Herkes nerede?" diye sordu.

Bunun ardından Fermi, bazı tahmini rakamlara dayanan hızlı hesaplamalar yaptı, bu hesaplamalar sonucunda Fermi'ye göre, Dünya çok uzun zamandan beri ve defalarca uzaylılar tarafından ziyaret edilmiş olmalıydı.

Fermi "Eğer Samanyolu dahilinde yüksek sayıda ileri dünya dışı uygarlık mevcutsa, neden uzaylılara ait uzay araçları ya da sondalar gibi kanıtlara rastlamıyoruz?" Sorusuna mantıklı ve gerçekçi bir yanıt aramaktaydı.

Bence bu noktada dikkat edilmesi gereken asıl husus “yaşam” ile “uygarlık” ayrımı olmalıdır!

Bakınız Dünya'da yaşam en az 3,5 milyar yıldır var; muhtemelen 3,7–4,0 milyar yıl kadar önce, Dünya'nın oluşmasından sadece birkaç yüz milyon yıl sonra yaşam ortaya çıktı.

Bugün Dünya'da yaşayan ökaryotik türlerin (hayvan, bitki, mantar, protist vb.) toplamının yaklaşık 8,7 milyon olduğu yönünde klasik bir tahmin bulunmaktadır.

Bilimsel literatürde sık kullanılan kaba yaklaşım, Dünya tarihinde yaşamış türlerin %99'undan fazlasının artık yok olduğu yönündedir. Buradan hareket edersek bu 3,5 milyar yıl boyunca bugüne kadar en az 870 milyon tür canlının yaşadığını hesaplayabiliriz. Yuvarlak hesap 1 milyar tür diyelim.

Bu kadar çok canlı türünün bu 3,5 milyar yıl boyunca gelip geçmesine rağmen sadece tek bir tür; Homo Sapiens Sapiens dış uzayı gözlemleme kapasitesine sahip ve dış uzaydan fark edilebilecek bir uygarlık inşa etmeyi başarabilmiş bulunmaktadır.

Yani canlılık çok yaygın ve sıradan bir doğa olayı olsa bile bir uygarlık inşa etmek o kadar da yaygın ve sıradan bir olay değildir! Dünyamızdaki gözlemlere ile kıyaslarsak bir uygarlık inşa etmek milyarda bir görülebilecek oldukça istisnai ve uzun bir zaman süreci gerektiren bir durumdur.

Diğer yandan insan uygarlığı uzayı hele hele derin uzayı gözlemlemeye daha çok yeni başlamıştır modern teleskopların ve uzay sondalarının yapılması son 50 – 60 yılın işidir.

Yani gözlemlerimiz de aslında çok ama çok sınırlıdır.

Diğer yandan bir gök cismini gözlemlediğimiz anda aslında onun milyonlarca ve hatta milyarlarca yıl önceki halini görürüz, çünkü o cisimden bize ulaşan fotonlar aslında o kadar zaman önce o gök cisminden ayrılmıştır. Güneş'in yüzeyinden yayılan ışığın Dünya'mıza ulaşması bile yaklaşık 8 dakika 20 saniye sürmektedir. Bu durumda gözlemlediğimiz gök cisminin son durumunun ne olduğunu anlamamız bu günkü teknoloji ile asla mümkün değildir.

İnsan uygarlığının dış uzaydan gözlemlenebilecek radyo dalgaları yaymak gibi faaliyetlerde bulunmasının son 100 bilemedin 200 yıllık bir iş olduğunu düşünürsek bu zaman diliminin ne kadar belirleyici olabileceği anlaşılacaktır.

Netice olarak: Yaşam evrenin tamamına yayılmış sık görülen bir doğa olayları olsa da uygarlığın oluşması eşdeğer bir sıklıkta görülebilen bir olgu değildir.

Benim düşünceme göre çok büyük bir olasılıkla evrende düşünülenden çok daha fazla yaşam formu ama hesaplanandan çok daha az uygarlık bulunmaktadır.

Bu uygarlıkların da evrenin muazzam büyüklüğünde birbiri ile haberleşebilecek ya da birbirini fark edebilecek bir teknolojiye sahip olması ise çok daha nadir bir olay olmalıdır.

Elbette bir gün insanlık dış uzayı keşfedebilecek bir teknolojik seviyeye ulaşacaktır ve işte ancak o zaman bu soruya kesin ve anlamlı bir yanıt verilebilecek, “Fermi Paradoksu” ancak o zaman bir çözüme kavuşacaktır.