Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ekonomi tıkırında işler iyiye gidiyor diye masal anlatırken veriler bunun tam tersini gösteriyor.

Ekonomide enflasyon ve büyüme verisi gibi bir çok verinin güvenirliği zaten fevkalade tartışmalıyken tartışmaya neredeyse hiç mahal vermeyen TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından yapılan açlık yoksulluk sınırı araştırmasının Ağustos ayı sonucu geldi.

Bence bu veri ülkede halkın durumunu en net şekilde ortaya koyan, son derecede dikkatle takip edilmesi gereken temel bir veridir.

TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2026 Ağustos ayı sonuçlarına göre:

  • Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 37.388,30 TL’ye,

  • Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 121.786,00 TL’ye

  • Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 48.305,38 TL ’ye yükseldi.

Bu verilere göre 28 bin liralık asgari ücret ile çalışan biri bekar olsa bile yaşama maliyetini karşılayamıyor!

Asgari ücret ile çalışan bir kişi dört kişilik bir aileye bakmak zorundaysa açlık sınırının yaklaşık 10 bin lira altında bir gelire mahkum, yoksulluk sınırının dörtte birinden bile az bir gelir elde edebiliyor!

Çalışan bir insanı böyle bir gelire mahkum bırakmak iktidar için son derecede utanç verici bir başarısızlık tablosudur.

Bunlar iktidara gelirken “Allah utandırmasın” demişlerdi, sanırım dilekleri kabul oldu ve tüm utanma duygularını kaybettiler yoksa böyle bir tablo yaratan bir iktidarın insan içine çıkamaması gerekmektedir.

Türkiye’de çalışanların elde ettikleri ücret gelirleri ile bir ev ya da araba alması artık hayal bile edilememektedir.

Ne yazık ki bu gün Türkiye karnını doyurabilmek için neredeyse boğaz tokluğuna çalışmaya mahkum bırakılmış emekçilerin ülkesine dönüşmüş bulunmaktadır.

Daha emeklilerin haline hiç girmiyorum bile! Yıllarca çalışıp emekli olmuş insanları bırak açlık sınırını asgari ücretin bile altında bir ücrete mahkum etmek insaf, akıl ve mantıkla açıklanabilecek bir şey değildir.

Peki, neden böyle?

Neden, Türk emekçisi ve emeklisi gelişmiş ülkelerin bu kadar altında ücretlere çalışmaya ya da emekli maaşı ile geçinmeye mahkum ediliyor?

Sakın kimse kalkıp satın alma gücü paritesi falanda demesin; TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından yapılan araştırma farklı ülkelerde çalışan emekçilerin elde ettiği ücretleri karşılaştırmıyor. Karşılaştırma açlık yoksulluk seviyesi ve dolayısı ile satın alma gücünün ne olup ne olmadığı karşılaştırması falan zaten konu dışı.

Neden böyle olduğunu da size söyleyeyim Türkiye üretebildiğinden fazlasını tüketen bu yüzden de devamlı olarak borç sorunu yaşayan bir ekonomidir. Ülkede üretilen kaynakların büyük kısmı borç faizi ödemeye gidiyor. Ayrıca ülkede hem işletmeler karlı çalışamıyor ve hem de elde ettikleri karın büyük bir kısmına da devlet vergi olarak el koyuyor.

Sadece bu kadar da değil üretilen katma değerin bölüşümünde adalet de yok!

Bunların hepsi birleşince ortaya boğaz tokluğuna çalışan ve hatta boğaz tokluğuna çalışmaya razı olsa bile çalışabilecek bir iş bulamayan milyonlarca emekçi çıkıyor.

Bu elbette bir kader değil!

Aklı başı yerinde, ekonomiyi adam gibi yönetebilecek bir iktidar Türkiye’yi kolayca üreten, para kazanan ve bunu hakça bölüştürebilen bir ülkeye çevirebilir.

Mesele bunu yapabilecek bir iktidarı işbaşına getirebilmektedir...