Bazı şehirlere gidersiniz, fotoğraf çekersiniz.
Bazı şehirlere gidersiniz, alışveriş yaparsınız.
Bazı şehirler ise size uzun zamandır unuttuğunuz bir duyguyu yeniden hatırlatır: Sakinliği…
İzmir’in Seferihisar ilçesine yaptığımız yolculuk, benim için sıradan bir turizm gezisi olmadı. Gürültüden uzaklaşmanın, zamanı yavaşlatmanın ve hayatı yeniden duymanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım.
Seferihisar’da hız adeta yasak.
Kimse bir yere yetişme telaşında değil. Deniz acele etmiyor. Rüzgâr zeytin ağaçlarının arasından ağır ağır geçiyor. İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakarak konuşuyor. Sofralar hızlıca kurulup kaldırılmıyor. Çay, soğumasından korkulmadan içiliyor.
Çünkü burada zaman insanı kovalamıyor.
İnsan, zamanla birlikte yürüyor.
Seferihisar, Türkiye’nin ilk Cittaslow, yani “Sakin Şehir” unvanını alan ilçesi. Ancak burada Cittaslow yalnızca bir tabela veya turistik tanıtım cümlesi değil. İlçenin ruhuna sinmiş bir yaşam anlayışı. Seferihisar’ın bu kimliği koruyabilmiş olması, günümüz turizm dünyasında başlı başına büyük bir başarıdır. Seferihisar Belediyesi de bu unvanı ilçenin değerlerinin korunması ve turizmin geliştirilmesi bakımından önemli bir dönüm noktası olarak anlatıyor.
Seferihisar ziyaretimiz sırasında dostum Köksal Yıldırım’ın işlettiği Teos Ormancı Tatil Köyü’nde kaldık.
Daha içeri girdiğiniz anda kendinizi klasik bir turizm tesisinde değil, özenle korunmuş bir yaşam alanında hissediyorsunuz. Doğanın içine yerleşmiş, çevresiyle kavga etmeyen, bulunduğu coğrafyanın karakterini bozmayan harika bir atmosfer var.
Manzara güzel olabilir.
Deniz güzel olabilir.
Odalar da güzel olabilir.
Fakat bir turizm işletmesini gerçekten özel yapan şey, insandır.
Teos Ormancı’da bu farkı Köksal Yıldırım ve eşi Gamze Yıldırım oluşturuyor. Gamze Hanım’ın her konukla tek tek ilgilenmesi, insanların taleplerini dinlemesi ve misafirlere müşteri gibi değil, evine gelmiş bir dost gibi yaklaşması hemen dikkatinizi çekiyor.
Köksal Yıldırım ise yıllardır edindiği tecrübeyi Seferihisar’ın değerleriyle birleştirmiş. O, yalnızca bir turizm işletmecisi değil; yaşadığı bölgenin gönüllü tanıtım elçisi gibi çalışıyor. Nitekim Köksal Yıldırım’ın sürdürülebilir turizm ve Seferihisar’ın tanıtımı için yaptığı çalışmalar daha önce “Yılın Girişimcisi” ödülüyle de karşılık bulmuş.
Karı koca kendilerini yalnızca işletmelerine değil, Seferihisar’ın tanıtımına adamışlar.
Başarılarının sırrı da burada.
Turizmi yalnızca oda satmak, masa doldurmak veya sezonu yüksek dolulukla kapatmak olarak görmüyorlar. Yerel gastronomiyi, doğayı, temizliği, hijyeni ve misafir memnuniyetini aynı anlayış içinde buluşturuyorlar.
Özellikle gastronomiye verdikleri önem son derece değerli. Çünkü bir destinasyon yalnızca deniziyle değil, sofrasıyla da hatırlanır. Teos Ormancı’da sunulan lezzetlerin arkasında yerel kültüre duyulan saygıyı hissediyorsunuz. Hijyen ve temizlik konusundaki hassasiyet ise daha ilk bakışta kendini belli ediyor.
Açık söylemek gerekirse işletmeciliklerine bayıldık.
Bugün Alaçatı ve Bodrum gibi merkezler daha fazla görünür olabilir. Daha çok konuşulabilir, daha parlak fotoğraflarla sunulabilir. Fakat kontrolsüz kalabalık, yüksek ses ve sürekli tüketim baskısı zamanla bu merkezlerin ruhunu yoruyor.
Seferihisar ise başka bir yerde duruyor.
Bağırmadan dikkat çekiyor.
Gösteriş yapmadan güzelleşiyor.
İnsanları tüketmeye değil, yaşamaya davet ediyor.
Köksal ve Gamze Yıldırım’ın uyguladığı turizm modeli tam da Seferihisar’ın ihtiyacı olan modeldir: Doğaya saygılı, gastronomiyi önemseyen, temizliği tartışmasız kabul eden, misafiri merkeze alan ve bölgenin kimliğini koruyan bir anlayış…
Seferihisar’dan ayrılırken şunu düşündüm:
Turizm her zaman daha hızlı büyümek değildir.
Bazen durmayı bilmektir.
Bazen korumaktır.
Bazen de Teos Ormancı’da olduğu gibi, insanlara yalnızca kalacak bir oda değil, özlemini duydukları bir hayat duygusu sunmaktır.