"Politika" sözcüğünün kökeni eski Yunanca polis (şehir/devlet) ve bununla bağlantılı politikos (devlete, yurttaşlara ve kamu işlerine ilişkin) kavramlarına dayanır.
Politika; ortak yaşamın ya da başka bir tabirle kamusal alanın yönetilmesi ve bu yönetime dair seçilen yol ve yöntemlerdir.
Kısaca politika, ortak yaşamı ilgilendiren konularda hedef belirleme, tercih yapma, karar alma ve bu kararları uygulama faaliyetidir.
Şunu da belirtmem gerekir ki politika sadece "devlet yönetimi" demek değildir; esas olarak toplumsal tercihlerin ve ortak kaynakların nasıl yönetileceğiyle ilgili tercihlerde bulunma ve karar alma sürecidir.
Politikacı ise; siyasi iktidarı elde etmek, kullanmak, etkilemek veya siyasi kararların oluşturulmasına katılmak amacıyla faaliyet gösteren kişidir.
Politikacılar genellikle bir siyasi parti çatısı altında örgütlenerek benimsedikleri dünya görüşü ve tercihleri uyarınca toplumu şekillendirmeye ve devleti yönetmeye çalışır.
Siyasi partiler ise; ortak bir siyasi görüş, değer veya program etrafında örgütlenerek devleti yönetebilmek amacı ile siyasi iktidarı elde etmeyi veya iktidarı etkilemeyi amaçlayan örgütlü insan topluluğu ve bunlar tarafından oluşturulmuş tüzel kişiliklerdir.
Yani sonuç olarak her bir politikacının ve her bir siyasi partinin: Toplumun yapısı, yaşam ve yönetim biçimi ile ilgili bir tercihi vardır.
Peki, bir politikacı neden üyesi bulunduğu siyasi partiyi değiştirir?
Bunun birkaç sebebi olabilir:
1- Politikacının, fikriyatı ile toplumun yönetimi ve yaşam biçimine yönelik tercihleri değişmiş olabilir.
2- Üyesi olduğu siyasi partinin fikriyatı ile toplumun yönetimi ve yaşam biçimine yönelik tercihleri değişmiş olabilir.
Bu iki seçenek aslında son derecede meşru ve demokrasilerde normal kabul edilmesi gereken insani halleri tarif eder.
Şunu biliyoruz en nihayetinde insan değişir; insanın fikir, inanç, tercih ve yöntemleri farklılaşır ki buda son derecede normaldir ve bunlar değiştiği zaman insanın üyesi bulunduğu siyasi parti ile yollarının ayrılması da son derecede meşru ve doğaldır.
Benzer bir şekilde insanların bir araya gelmesi ile oluşan siyasi partiler de değişebilir ve farklı yönlere savrulabilir. Bu noktada da politikacı ile siyasi partinin yollarının ayrılması son derecede demokratik ve doğal bir gelişmedir, kimse buna bir şey de diyemez.
Amma ve lakin bu noktada politikacının dönüp kendisine oy veren seçmene “ben parti değiştiriyorum çünkü fikriyatım, inancım ve savunduğum yöntemlerim değişti ya da üyesi bulunduğum parti değişti.” Diyerek makul, şeffaf ve dürüst bir açıklamada bulunması gerekir.
Peki, bir politikacı sadece bu meşru ve makul nedenler ile mi parti değiştirir?
Elbette hayır...
Ne yazık ki parti değiştirmenin bir de karanlık ve gayrimeşru bir tarafı vardır!
Böyle bir durumda politikacılar o ya da bu şekilde tehdit ya da teşvik edildiği için de parti değiştirebilir...
Belirli çıkar çevreleri ya da egemen güçler politikacıları makam, mevki, izzet, ikbal hatta para vaadi ile teşvik ve o ya da bu şekilde tehdit ederek parti değiştirmeye yönlendirebilir.
Böyle bir yönlendirmeyi anlamanın en sağlam yolu öncelikle politikacının nereden nereye savrulduğuna bakmaktır. Özellikle bir politikacı güce doğru savrulup, durduk yerde o güne kadar savunduğu fikriyatının tam tersi bir yerde konumlanıyorsa teşvik edildiği ya da tehdit aldığı olasılığı güç kazanır.
Hiç şüphesiz ki böyle bir duruma düşen her politikacının neden parti değiştirdiğini herhangi bir şüphe ve şaibeye yer bırakmayacak bir şekilde izah etmesi gerekmektedir.
Muhalif seçmenler olarak son dönemde muhalefetten iktidardan yana savrulup, güce biat eden her bir milletvekili ve belediye başkanından böyle bir izahat istemek hakkımızdır diye düşünüyorum...