Buradan herkese soruyorum: Ayda 123 bin lira kazanabiliyor musunuz?
Türk İş araştırmasına göre ayda 123 bin lira kazanamıyorsanız yoksulsunuz demektir...
Bakın, TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan araştırmanın 2026 Eylül ayı sonuçlarına göre:
l Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 37.800,92 TL’ye,
l Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 123.130,00 TL’ye
l Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 48.884,82 TL ’ye yükseldi.
Bu hesaba göre bir ay çalışıp 28 bin 075 lira 50 kuruş kazanan bir asgari ücretli sadece yoksulluk değil açlık sınırının bile altında bir gelire mahkum edilmiş demektir.
Eylül sonu itibariyle asgari ücret:
l Açlık sınırının 9 bin 725 lira 42 kuruş
l Yoksulluk sınırının ise 95 bin 54 lira 50 kuruş
altında kalmış bulunmaktadır...
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in gelirleri ve kurları baskılayarak enflasyonu kontrol etme hevesi vatandaşları yokluk, yoksulluk ve hatta açlığa sürüklemiş bulunmaktadır.
Peki, ödenen bu kadar ağır bedele rağmen enflasyonu kontrol etmede bir başarı sağlanabildi mi?
TÜİK verilerini ciddiye alsak bile Mehmet Şimşek’in enflasyonu kontrol etmede başarılı olamadığı da görülecektir.
Peki hem hiçbir işe yaramayan ve hem de vatandaşa bu kadar eziyet çektiren bu politikalara niye devam ediliyor?
Bu durum bana şu çok bilinen şu fıkrayı anlattı, sizinle de paylaşayım:
Ağa ile marabası, ağa atının üstünde maraba yayan yapıldak kasabaya doğru yola çıkmışlar. Yolculuk esnasında at yola pislemiş.
Yolda canı sıkılan ve marabasıyla eğlenmek isteyen ağa:
— "Mamo, şu taze at pisliğini yersen, bu atı sana vereceğim," demiş.
Maraba Mamo fakir, at ise onun için bir servet...
Düşünmüş taşınmış, gururunu ayaklar altına alarak öbeğin başına çökmüş ve tiksine tiksine pisliği yemiş.
Tükürdüğü sözü yalayamayan ağa, bozulsa da atını marabaya teslim etmiş. Maraba ata kurulmuş, ağa yayan yapıldak yeniden yola revan olmuşlar.
Ağa ile marabası kasabadaki işlerini bitirip köye doğru dönüş yoluna geçmişler. Ancak ikisinin de ağzını bıçak açmıyormuş.
· Ağa mutsuzmuş; bir anlık zevk ve kibir uğruna dalga geçeyim derken en güzel atını kaybettiğine yanıyormuş.
· Maraba mutsuzmuş; bir at kazanmış ama onurunu, gururunu kaybetmiş, ağzındaki o kötü tatla kalakalmış.
Tam ilk olayın yaşandığı yere yaklaştıklarında, ağanın pişmanlığını hisseden maraba fırsatı yakalamış:
— "Ağam, köye yaklaşıyoruz köylü seni yayan, beni at üstünde görürse ne der? Bak yolun kenarında hâlâ pislik duruyor. Eğer sen de kalan pisliği yersen, atı sana geri vereceğim." Demiş.
Atını geri almak için yanıp tutuşan ağa, gözünü karartıp pisliğin kalanını bir çırpıda yutmuş ve atını geri almanın rahatlığıyla tekrar eğere kurulmuş.
Köye iyice yaklaşmışlar, sessizliği yine maraba bozmuş. Ağasına dönmüş ve o meşhur soruyu sormuş:
— "Ağam, at giderken de senindi, dönerken de senin... Peki, biz bu boku niye yedik?