Önce otokrasi kavramının ne olup ne olmadığı konusunda birkaç söz söylemek istiyorum ki siyaset biliminine ait bu kavramını duymuş olsa da içeriğini ya da anlamını yeterince bilmeyen kişilere de ne demek istediğimi kolayca anlatabileyim...
Otokrasi, siyasi gücün ve tüm devlet yetkilerinin sınırsız bir şekilde tek bir kişide veya dar bir zümrede toplandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şekline sahip olan kişiye otokrat ya da Türkçe karşılığı ile buyurgan adı verilir.
Bir yönetim biçimin otokrasiye ne kadar yakın olduğunu anlayabilmek için aşağıdaki unsurlara bakmamız gerekir, bu unsurların varlığı ya da yokluğu yönetim biçiminin demokrasiye mi otokrasiye mi daha yakın olduğunun temel göstergeleridir.
Bu unsurlar şöyle sıralanır:
1. Mutlak Güç: Yönetici; yasama, yürütme ve yargı yetkilerini tek başına elinde bulundurur.
2. Denetim ve Denge Eksikliği: Otokratik liderin gücünü nicelik, nitelik ve süre olarak sınırlayan kısıtlayan anayasal bir sınır, meclis denetimi, bağımsız yargı veya halk oylaması yoktur ya da kağıt üzerinde bulunsa bile fiilen işlevsiz hale getirilmiştir.
3. Halkın Katılımı Yoktur: Halkın yöneticileri seçme, yasaları belirleme veya yönetimi eleştirme hakkı ya bulunmaz ya da bir çok ülkede olduğu gibi sadece göstermelik olarak bulunur, halk sandığa gidip oy kullansa da oyu ile iktidarı değiştirmesi mümkün olmaz.
4. Sorumsuzluk: Yönetici yaptığı hiçbir karar veya uygulamadan dolayı halka, basına veya bir kuruma karşı sorumlu değildir.
Peki, ben neden otokrasilerde daima yolsuzluk artar diyorum?
Böyle diyorum çünkü yolsuzluk aslında otokraside muhtaç olunan sadakati satın almanın bedelidir.
Otokrasilerde yolsuzluk her zaman iktidarın cebine giren para değildir. Bazen iktidarın etrafında örülen görünmez bir zincirdir.
Otokrat iktidarlar, kamusal kaynaklarını dağıtarak yalnızca insanları zenginleştirmez; onları kendisine bağımlı hale getirir. Bir ihale, bir makam, bir imar ayrıcalığı, bir teşvik veya görmezden gelinen bir usulsüzlük, zamanla birer sadakat bedeline dönüşebilir.
Çünkü otokrat için en değerli şey yalnızca servet değil, iktidarını koruyacak insanlardır. Bunun için de herkesin onu sevmesi gerekmez. Daha etkili olan, iktidar değiştiğinde kaybedecek çok şeyi olan bir çevre yaratmaktır.
“Ben sana kazandırıyorum; sen de bana sadık kalıyorsun.” Yolsuzluğun otokratik sistemlerdeki siyasi mantığı çoğu zaman burada başlar.
Bir iş insanına avantajlı ihale, bir şirkete teşvik, bir yatırımcıya imar ayrıcalığı, bir bürokrata makam veya bir siyasi aktöre nüfuz sağlanır. Kamu kaynağı böylece ekonomik değer olmaktan çıkar, iktidarı ayakta tutan bir sadakat aracına dönüşür.
Bu düzen büyüdükçe liyakat geri plana itilir. Devlete ve hukuka bağlı olması gereken bürokrat, kendisini atayan kişiye karşı sorumlu hale gelir. Kamu görevleri yetenekten çok bağlılık üzerinden dağıtıldığında kurumların bağımsızlığı da zayıflar.
Daha tehlikelisi, sistem içindeki aktörler birbirlerinin çıkarlarına bağımlı hale gelir. Birinin usulsüzlüğünü diğeri, diğerinin ayrıcalığını bir başkası bilir. Böylece ortaya yalnızca çıkar ortaklığı değil, mafyadaki “omerta” kuralına benzer bir sessizlik ve karşılıklı koruma ağı çıkar.
Bu noktada yolsuzluk artık münferit suçların toplamı değildir. İktidarın kendisini koruma mekanizmasının bir parçasına dönüşür.
Döngü aslında çok basittir:
Yolsuzluk çıkar sağlar; çıkar sadakat yaratır; sadakat iktidarı korur; zayıf denetim ise yeni yolsuzluklara alan açar.
Çıkarın yasa dışı bir yolla sağlanmış olmasının yarattığı kaybetme korkusu ise çok güçlü bir bağımlılık yaratır elde ettiklerini kaybedeceğini bilenler asla sisteme ve sistemi yönetenlere karşı çıkamaz.
Bu nedenle mesele yalnızca “Kim ne kadar para kazandı?” sorusuyla açıklanamaz. Daha önemli soru şudur: “Devletin ya da kamunun kaynakları kimlere, neden ve hangi siyasi kazancın karşılığında dağıtılıyor?”
Çünkü otokratik sistemlerde yolsuzluğun amacı her zaman kişisel servet biriktirmek olmayabilir. Bazen asıl amaç, iktidarın çevresinde kendisinden vazgeçemeyecek bir çıkar koalisyonu oluşturmaktır.
Bunun bedelini ise elbette iktidar değil, toplum öder. Çünkü dağıtılan kaynak liderin kişisel serveti değil, devletin ve dolayısıyla vatandaşın kaynağıdır.
Bu yüzden yolsuzluk yalnızca ekonomiyi değil, devletin kurumlarını ve hukuk düzenini de aşındırır. Liyakat yerini bağlılığa, hukuka sadakat yerini kişiye sadakate bıraktığında devletin kendisi zayıflamaya başlar.
Sonuçta yolsuzluk, çoğu durumda iktidarın zenginleşme yöntemi değil, sadakati satın alma yöntemidir. Ve satın alınan sadakatin faturası, sonunda bütün topluma çıkar.
Örnek istiyorsanız: Rusya’ya ve Putin rejimine bakın ne demek istediğimin bir çok örneğini göreceksiniz.